Öldüm, birkaç kez, gözlerimi yumdum binlerce defa
Uyuduğum gündüzlerden kalktığım akreplere.
Sustum.
Ve sen...
Sen belki..
Belki sen...
Kırlangıçlar Ülkesinden
Tez bir selam ile mahçup edeceksin beni..
Dünkü çocuklar gibi..
Sıradan, kargılardan, bisküvi kolilerinden,
Kiraz dallarından sürü kokularla,
Ciklet ve torpil dolu bir sokakta
Açık bir bakkal gibi, sevinçle geleceksin..
Belki sen,
Sen belki..
Kırlangıçlar Ülkesinden
Belkıs'ın tahtından
Tez bir selam ile mahçup edeceksin beni...
Ben ise Pera'nın yorgun akşamlarında,
Senin için gökyüzünü havalandıracağım...
Uçsuz bucaksız Cehennem'in
Sekizinci kapısından;
Bâd-ı Saba anarşisinden
Cennet Pasajı'na süreyyâdan bir geçit ile...
Seni alemlerin kalbine taşıyacağım.
Sus ve dinle, ey güzel suret:
Kabuklarını ve korkuların bir yılan derisi,
Sen değilsin O,
Dışındaki günah!
Bir ses, kıvrak ve divriği
Minarelerden yükselen
Bir talkın ile, bin geceye paye
Kadr gibi, ülkülü ve yüksek ateşlisin!
Allah, Muhammed aşkına
Konuş ey Hakikat; sen kimsin?
Atlas halılardan, serdengeçti taylardan
Mevsimsiz baharlardan
Ayın hangi günüsün?
Söyle bana, Ey Gönüllerin Sürûru;
Gökyüzünün torpilli nuru;
Söyle bana, sen kimsin?
Bildin mi beni?
Sevmedin mi hiç?
Pekâlâ, sus ve dinle:
Nasılsın, şimdi?
Hangi iklimdesin?
Ben Şubat'ın 27'sinin ilk adımları
Gecenin dördüncü koğuşu
Sur'un kalbinden
Akrebin kıskacından
Yelkovan'ın haddinden
Müptela ve mürteza bir aşığım;
Peki ya sen kimsin?...
Y. A