kitabı az önce bitirdim. girişinde yazan "bahtsız çocuklar tanrıya sığınırdı ama o tanrı olmayı seçti." cümlesi kitabın içindeki bir diyalogta tekrar geçiyor; "babasız çocuklar tanrıya sığınırlar, ama o tanrı olmayı seçmiş."
babasız olmak bahtsız olmaktır zaten bakıldığında.
öncelikle olumsuz eleştiriyle başlayacağım; kitapta sosyal mesaj verme çabası bir tık rahatsız edici düzeyde. yani biraz konuya yedirilmeye çalışılmış evet ama bir süre sonra "anladık ya.." düşüncesi uyanıyor insanda. ayrıca Herakles'in hikayesi üzerinde durulsa da bir karaktere oturtulmamış. e biz niye dinledik Herakles'i?
şimdi gelelim olumlu yorumlarıma;
kitabı okurken hiç sıkılmadım. kesinlikle ilgi çekici ve okuyucuyu bağlayan bir kitap. mitolojinin böyle güzel dahil edilmesine bayıldım. Bergama'ya hiç gitmedim ve anlık olarak isteklerimden biri hâline geldi. en kısa sürede gidip antik kenti ziyaret etmek ve okuduğum kitabı iyice özümsemek istiyorum. gittiğimde yanımdaki kişilere kitap sayesinde bildiklerimi anlatıp "buralar hep dutluktu.." misali "eskiden buralar hep Zeus'undu.." minvalinde artistlik de taslayabilirim.
katili tahmin etme konusunda ilk başlarda bocaladım. herkesten şüpheleniyordum ama sonra -zaten bir süre sonra katilin kim olduğunu anlamasanız bile kim olmadığını anlıyorsunuz- bazı ipuçları yakaladım. Yıldız'la birlikte o ipuçlarını takip etmek keyifliydi. en sevdiğim karakter Tobias oldu, olayın çözümlenmesine dahil olmasını çok isterdim. yazar, diğer kitaplarında geçen Başkomiser Nevzat karakterini bu kitaba dahil etmek için Toby'i harcamış diye yorumladım..