ZAMAN: DEĞİŞİMİN ve OLUŞUN ÖLÇÜSÜ...
En alt tabakada, bizim içinde yaşadığımız, duyularla algıladığımız "Zaman" (Zaman-ı Mahsus) yer alır. Burası "Halk Âlemi"dir; oluş ve bozuluşun, doğum ve ölümün, gece ve gündüzün hüküm sürdüğü sahadır. Fizikî zaman, "değişenin değişene nispeti"dir. Değişimin, oluş ve bozuluşun (kevn ü fesad) hüküm sürdüğü Halk Âlemi’nin ölçüsüdür. Gökyüzündeki bir gezegenin hareketiyle yeryüzündeki bir gölgenin uzaması arasındaki ilişki, bu zamanı doğurur. Bu zaman, feleklerin (gök cisimlerinin) hareketiyle ölçülür ve "geçmiş, şimdi, gelecek" diye parçalanır. İbn Arabî’ye göre, fizikî zaman "mevhum" (vehmî/hayâlî) bir nispettir. Yâni dış dünyada, elimizle tutabileceğimiz bir "zaman" nesnesi yoktur; zaman, varlıkların hareketlerinden ve hâllerinin değişiminden zihnimizin türettiği bir kavramdır. Eğer hareket olmasaydı, zaman algısı da olmazdı. Eğer değişim olmasaydı, "önce" ve "sonra" kavramları anlamsızlaşırdı. Dolayısıyla zaman, varlıkların "oluş" sürecine eşlik eden zihnî bir cetveldir. Ancak zamanın "mevhum" olması, onun etkisiz olduğu anlamına gelmez. Zaman, varlık üzerinde hükümran olan, onları eskiten, değiştiren ve olgunlaştıran en güçlü yasadır. Fakat bu gücünü kendinden değil, arkasındaki İlâhî İsim’den (Dehr) alır. Geçmiş artık yoktur, gelecek henüz gelmemiştir; elimizdeki zaman, sürekli kayıp giden ve tutulamayan bir "ân"dan ibarettir. Geçmiş, varlık sahnesinden çekilmiş, "yokluk" (adem) âlemine karışmıştır. Onu var kılan tek şey, zihnimizdeki "hafıza" ve izleridir. Geçmişe dönmek, onu tekrar yaşamak (aynısıyla) imkânsızdır; çünkü "Tecellîde tekrar yoktur." Allah, bir yarattığını bir daha aynen yaratmaz. Geçmiş, bitmiş bir yaratılıştır. İbn Arabî’ye göre bu zaman, "Dehr"in fizikî âlemdeki gölgesinden ve yansımasından başka bir şey değildir. Nasıl ki gölge aslına muhtaçsa, fizikî zaman da varlığını sürdürebilmek için "Dehr"in, yâni İlâhî irâdenin tutuculuğuna muhtaçtır. Gerçekte var olan, "Dehr"in içindeki ânlık tecellîlerdir. Zaman, Allah’ın fiillerinin sahnesi, O’nun "El-Faâl" (Sürekli Faal) isminin tecelligâhıdır. Zamana, olaylara veya devranın akışına sövmek, hakikatte o olayları Yaratan’a, yani Allah’a itiraz etmek demektir. -Reha Kansu, "Tasavvufta Varlık ve Zaman", -II. Bölüm: Zamanın Metafiziği ve "Dehr"in Sırrı- besincidevre.org, 22 Şubat 2026-
Zaman
·
157 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.