Sonat Yurtçu , sanki cebinde bir ses kayıt cihazıyla gezmiş sokaklarda. Aramızdaki Fikret'i okurken kulağıma çalınan sesler o kadar tanıdık ki (biraz da yazarın kendi ses tonu ve mimikleriyle okumuş gibi hissettim :)) yan daireden gelen terlik sesi, bakkalın kepenk zangırtısı ya da alt kattaki bitmek bilmeyen televizyon gürültüsü... Yazar bizi bir edebiyat metniyle değil, bizzat hayatın o biraz yamuk, biraz kırık dökük ve fazlasıyla sahici haliyle yüzleştiriyor.
Kitabı açtığımda karşıma çıkan ilk iki hikâye, "Yaşamalısın" ve "Tatile Gidiyoruz Bizi Aramayın", aslında tüm metnin ruh halini belirleyen ince çizgiyi çiziyor. Hayata tutunma inadı, öyle parmak sallayan bir yerden değil, aksine nefes nefese kalmış birinin fısıltısı gibi işlenmiş. Hepimizin her pazartesi sabahı kurduğu çekip gitme hayalinin aslında ne kadar nafile olduğunu, nereye kaçarsak kaçalım o içimizdeki huzursuzluğu da valize tıktığımızı hatırlatıyor.
Sayfalar ilerledikçe mahallenin bazen komik ama çoğu zaman insanın içine oturan panoramasında kayboluyoruz. Ercüment’in Sergüzeşti’nde insanın yüzünde buruk bir tebessüm belirirken, Beni Öp Haydar’daki absürt ama bir o kadar da yerli samimiyetle karşılaşıyoruz. Yurtçu’nun karakterleri, üzerine çok düşünülmüş kâğıt bebekler değil, Süleyman gerçekten de bildiğimiz, kendi doğrusuyla dünyayı karşısına alan inatçı adamın ta kendisi. "İnşallah bu bir rüyadır" derken sığındığımız çaresiz umut ya da "O denli güzel" dediğimiz uçucu mutluluk anları, hepimizin bir yerlerde unuttuğu ama hatırlayınca burnunun direğini sızlatan hatıralar gibi dökülüyor satırlara.
Yazarın dili kullanma becerisi, özellikle gündelik konuşmaların içindeki ritmi yakalaması, metni adeta sokağın kendisine dönüştürmüş. Aramızdaki Fikret bittiğinde anlıyorsunuz ki, sadece başkalarını izlemediniz, aslında kendi enkazınızın ve neşenizin arasında dolaştınız. Eğer büyük, şatafatlı cümlelerden yorulduysanız, hayatın hızı veya karmaşası sizi sıktıysa, bu öykülere bir şans verin derim. Ama öyle büyük bir edebi keşif yapma hırsıyla değil, sanki çoktan unuttuğunuz eski bir dostla tesadüfen karşılaşmış gibi okuyun. (Seydi'yle karşılaşmış gibi olmasın ama:)) Sonat Yurtçu bize aslında çok basit bir şeyi hatırlatıyor. Hepimiz biraz yarım, biraz eksik ama aramızdaki Fikret kadar insanız. Kahvenizi alın gelin, pişman olmayacaksınız.
Kitapla kalın :)