Halit Ziya Uşaklıgil’in Türk edebiyatına armağan ettiği bu dev eser, popüler kültürün bize sunduğu magazinsel algının fersah fersah ötesinde bir şaheser. Bu hikaye aslında neden mi sadece bir yasak aşk hikayesi değil?
Bihter, sadece aldatan bir kadın değil; annesi Firdevs Hanım’a benzememe mücadelesi verirken, kaderin cilvesiyle onun tam kopyasına dönüşen, hırsları ve tutkuları arasında sıkışıp kalmış trajik bir figür. Kendi varlığını ispat etme çabası, onu en büyük felaketine sürüklüyor.
Romanın en hüzünlü karakteri bence Nihal. Babasına olan hastalıklı düşkünlüğü ve büyüme sancıları, konağın o boğucu havasıyla birleşince okurken insanın içine işliyor.
Halit Ziya, Boğaziçi’ni ve yalıyı sadece bir fon olarak kullanmıyor; eşyalar, piyano sesleri ve odaların sessizliği karakterlerin ruh halini fısıldıyor. O şatafatlı yalının aslında ne kadar büyük bir hapishane olduğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Behlül’ün o meşhur korkaklığı ve bencilliği, realizmin en çıplak haliyle yüzümüze çarpıyor. Sonu bilmemize rağmen, yazarın o muazzam betimleme gücü sayesinde her sayfada aynı gerilimi yaşıyorsunuz.
Eğer sadece dizisini izleyip konuyu biliyorum diyerek kitabı pas geçiyorsanız, çok şey kaybediyorsunuz demektir. Bu kitap, insanın karanlık taraflarına tutulmuş bir ayna. Aşk-ı Memnu