Puan vermedi·222 syf.····Okunma: 27 Şubat 2026 17:35 Schopenhauer, insan mutluluğunu etkileyen konuları 3 başlıkta topluyor. İnsanın ne olduğu, neye sahip olduğu ve neyi temsil ettiği.
İnsanın ne olduğu
Kişinin karakteri, güzelliği, gücü, karakteri, zekası ve sağlığını kapsıyor. Schopenhauer'e göre mutluluğumuz üzerinde en büyük söz hakkı bireyselliğimizdedir. Melankolik birisi ile hiperaktif birisi aynı olayları farklı olarak yorumlar. Bireyselliğimiz bizimle her yere gelir ve dünyayı görüşümüzü etkiler. Hiç kimsede kendimizden fazlasını görmeyiz. Bir insan kendine ne kadar yetiyorsa o kadar az başkalarına ihtiyacı vardır. Dışarıya ihtiyacın azalması da sizi tehlikelerden korur. Büyük bir insan bir süre arkadaşlık kurar sonra doğası gereği yalnızlığa çekilir. Çünkü biliyor ki yalnız ama içi dolu, zeki insan kendini eğlendirebilirken, içi boş kişi partiden partiye koşarken bile canı sıkılabilir. Kişinin yalnızken yapabileceği aktiviteler olarak vücudu gerekli ölçüde hareket ettirmek ve zihinsel hareketi savunuyor. Kitap okumak, felsefe yapmak, düşünmek, sanat gibi.
Kişinin neye sahip olduğu
Sahip olunan her türlü mal ve mülkü kapsıyor. Kişinin temel ihtiyaçları dışındaki ihtiyaçların onu mutsuzluğa sürükleyeceğini söylüyor. Önemli olan neye sahip olduğumuz değil, neyi istediğimizdir. Kişiyi mutsuz eden sürekli bir şeyler istiyor oluşudur. Fakir birisi elindeki az şeyle mutlu olmayı becerebilirken zengin kişi elinde her şey olmasına rağmen istediği olmasın yine de mutsuz olabilir. Kitaptan güzel bir alıntı da şöyle:" Zenginlik deniz suyu gibidir, içtikçe daha da susarsın.
Kişinin neyi temsil ettiği
Mutluluğumuzu başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüne yani toplumdaki karşılığımıza dayandırmamız durumu. Varoluşumuzun zayıflığı olarak biri bizi övse veya küçümsese, bunun yalan olduğunu veya arkasındaki gerçek niyeti bilsek bile duruma göre onore olabilir veya üzülebiliriz. Kendimize bu iki duruma karşı da vereceğimiz tepkiyi sınırlandırmamızı telkin etmeliyiz. Ne zaman ki bu söylemlerden etkilensek kendimize şunu hatırlatmalıyız: İnsanların görüşleri çoğu zaman eksik ve yanlıştır. İnsanların dedikleri bizim hayatımızı ne ölçüde etkileyebilir? Bu bölümde şeref ve utanç kavramları da irdeleniyor. Şeref duygusunun doğuşunu şuna bağlıyor: insanlar yalnızken zayıftır ve bir şey yapamaz ama başkalarıylayken önemlidir ve daha çok şey yapabilir. İnsan bunu korumak ve bulunduğu toplumdan faydalanmak ister. Bu yüzden toplumun gözüne girmeli ve istediklerini yapmalıdır. Şerefin bu kadar önemli olmasının nedeni şerefin kendisi değil, getirdiği kazançlardır. Bu bağlamda "şeref yaşamanın üstündedir" demek; "var olmak ve mutluluk bir hiçtir, asıl önemli olan başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğüdür." demektir. Utanç ise toplum tarafından bize verilen değeri kaybetmekten korkmamızdır diyebiliriz.
Öğütler ve Özdeyişler
Burada benim için önemli iki maddeyi açıklayacağım.
* Hayat acı ve can sıkıntısı arasında bir sarkaçtır. Birinden uzaklaştıkça diğerine yaklaşırız. İstediklerimizin olmaması bize acı verir. İstediklerimiz olduğunda ise içsel olarak kendimizi doldurmamışsak veya ihtiyacımızdan fazlasına sahipsek canımız sıkılır. Mutluluk denilebilecek şey ise bu ikisi arasında bir yerdedir. Mutluluk genel olarak acının yokluğu olarak görür. Acı ise sürekli orada olduğunu savunur. Tam olarak acı değil de acıyla sonuçlanabilecek istencin varlığını sürekli hissederiz. Bu yüzden haz (yani eğlence, sohbet, cinsellik, alkol gibi aktiviteleri) yerine acısızlığı hedeflemeli bilge kişi. Çünkü bu hazlar sonunda acıya yerini bırakacaktır. Acı çekmemek için hazlarını dizginleyen kişi bilge kişidir.
* İnsanın mutluluğu için yalnız olabilmesi önemli bir özelliktir. Toplum beraberinde büyük dezavantajlar getirir. İnsan yalnızken özgürdür ve istediği gibi olabilir. Topluma uyum sağlamak için bazı özelliklerini ve karakterini törpülemesi gerekir. Günümüz toplumunda insanlar dostluk, eğlence altında kötü niyetlerini gizlerler. İnsanların topluma karışma dürtüsü de insan sevgisinden değil, yalnız kalma korkusundandır. Çoğu insan yalnızlığa çekilince karşılaştığı şeyden hoşlanmaz. İnsan yalnız kaldığında kendi özünün monotonluğu ve kendine yetersizliğiyle baş başa kalır. Çoğu kişi bu katlanılmazdır. Bu yüzden kendine katlanmaktansa başkalarına katlanmayı tercih ederler. Böylece bir parça olarak topluma girip bütün olmayı amaçlar. Halbuki kendine yeten bir insan bir parça değil, kendi başına bir bütündür. Entelektüel açıdan yüksek insanın yalnız olması ona iki avantaj sağlar: kendisiyle olmak ve başkalarıyla olmamak.
Sonuç olarak Schopenhauer bize yalnızlıkta kendini bulmayı, kendinle eğlenmeyi ve en önemli düşünce olarak mutluluğu değil mutsuz olmamayı hedeflememizi öğütler.