Kitabı oldukça beğendim. Her karakter, aslında Berger'in yetişkinliğe geçerken yaşadığı korku ve arzuyu yansıtıyor. Schramek; erkekliği, özgüvenli bireyi, kısacası toplumun 'erkek' olarak gördüğü o kişiliği temsil ediyor. Karla; kadınlık, şehvet, arzu ve erotik dünyayı; ev sahibinin kızı Mizzi ise masumiyeti ve hâlâ Berger'in içinde yaşayan çocukluğu simgeliyor.
Berger, toplumun 'pısırık' olarak gördüğü o 'süt çocuğu' imajından kurtulmak için Schramek ile daha fazla vakit geçirip o erkek imajına sahip olmak istiyor. Karla ise hem çekici hem de ulaşılmaz; hem arzulanan hem de alay konusu olan bir figür. Onunla geçirdiği anlarda Berger, cinselliğin ve erotizmin dünyasına ilk kez bu kadar yakından bakıyor; ama aynı anda kendini küçümsenmiş, çocuksu ve yetersiz hissediyor. Karla'nın alaycı gülüşleri ve ona 'çocuk' diye hitap etmesi, Berger'in içindeki o derin utancı ve aşağılık kompleksini daha da körüklüyor.
Mizzi ise ev sahibinin kızı... Berger için bir tür kurtuluş ve affedicilik simgesi. Karla'nın temsil ettiği erotik, alaycı ve erişilemez kadınlığın tam zıttı; masum, hasta, savunmasız ve yardıma muhtaç bir çocuk. Berger burada ilk kez 'değerli' hissedebiliyor. Tıp öğrencisi kimliğiyle ona yardım ediyor, geceler boyu başında bekliyor; Mizzi'nin iyileşmesiyle birlikte kendi içindeki 'çocuk' yanı da yeniden canlanıyor. Bu yüzden aslında onun yanında bu kadar rahat davranıyor; çünkü onun yanında toplumun dayattığı erkek modeline bürünmek zorunda kalmadan kendisi olabiliyor. Ancak kardeşi gibi gördüğü kıza cinsel bir şekilde yaklaşması rahatsız etti.
Kardeşine yazdığı o mektup kesinlikle en çok etkilendiğim kısımdı