Kitabı okurken tam anlamıyla eski usul bir polisiye havasına girdim. Gizemli bir malikâne, ardı ardına işlenen cinayetler ve sırlarla dolu bir vasiyet… Başından itibaren merak duygusu diri tutuluyor. Edgar Wallace gerçekten tempoyu ayarlamayı iyi biliyor.
Hikâye, yedi kilitle korunan bir kapının ardındaki sır üzerine kuruluyor. O kapının arkasında ne olduğunu öğrenme isteği kitabı sürükleyen en büyük unsur. Karakterler biraz klasik tipler gibi dursa da olay örgüsü o kadar hızlı ilerliyor ki bu durum çok da göze batmıyor. Özellikle soruşturma sahneleri ve beklenmedik gelişmeler oldukça heyecanlıydı.
Kitabın en sevdiğim yanı akıcılığı oldu. Gereksiz detaylara boğmadan, doğrudan olayın içine çekiyor. Atmosfer yer yer gotik bir hava taşıyor; karanlık koridorlar, şüpheli bakışlar, herkesin bir şey saklıyor gibi olması… Bu gerilim hissi kitabın sonuna kadar korunuyor.
Belki karakter derinliği açısından çok katmanlı bir roman değil ama polisiye bir gizem arayanlar için oldukça tatmin edici. Ters köşe anları ve çözüm kısmı da bence başarılıydı.
Kısacası, hızlı okunan, merak unsurunu iyi kullanan ve klasik polisiye sevenleri memnun edecek bir kitap. Ben okurken keyif aldım; özellikle gizemli konak temalı hikâyeleri sevenlere rahatlıkla öneririm.