Çoğu kişi bu kitabı sadece ağlatan bir çocuk romanı olarak görür. Ancak arka planda, yoksulluğun ve şiddetin bir insanı nasıl zorla ve erkenden büyüttüğünün çok sert bir gerçekliği var.
Zezé'nin yaramazlıkları aslında fazla gelen bir zekanın, kendisini anlamayan ve potansiyelini ezen bir çevreye isyanı. Kendi kafasında yarattığı o hayal dünyası ise o yaşta bulabildiği tek hayatta kalma stratejisi. Portuga ile olan bağı ve sonrasındaki kaybı, çocukluk illüzyonunun parçalanıp gerçek dünyanın soğuk yüzüyle tanışma anını çok net temsil ediyor.
Hayatın acımasız kurallarını ve hayata eksi bakiyeyle başlamanın bedelini çok sade bir dille suratınıza çarpıyor. Sadece duygusal bir hikaye değil, erken olgunlaşmanın ve hayatın tokadını erken yemenin çok sağlam bir portresi.