Başlığa Ortadoğu yazdım ki dikkat kesilin; zira son iki yüz yıllık zihin inşaatımız müslümanlar tarafından değil, bizzat siyonistler tarafından atıldı. Ortadoğu diye bir terim uydurdular; kime göre orta, neye göre doğu? Terimler ve adlandırmalar hayati önem taşır; zira bir şeye ad vermek, ona sahip olmanın ilk adımıdır. Kendinize bir kafir ismi olan Hans veya George denmesine asla müsaade etmez, gerekirse kavga edersiniz; peki ya Adalar Denizi yerine Ege Denizi denildiğinde neden aynı vakarlı tepkiyi vermiyorsunuz?
Artık zihinlerimize bu topraklara ait sarsılmaz coğrafi terimleri yerleştirmenin vaktidir.
Bugün Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün’ü kapsayan bereketin merkezi Bilâd-ı Şâm’dır;
Mekke ve Medine’nin kalbi Cezîretü'l-Arab’dır;
sömürgeci dilde Mezopotamya denilen yer ise medeniyetin beşiği Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem’dir. Ortadoğu tabiri, dünyayı Avrupa merkezli gören sömürgeci bir dayatmadan ibarettir. Onlara göre Anadolu "Yakın Doğu", Çin ise "Uzak Doğu" idi; ortada kalan sömürü sahasına da bu ismi verdiler. Bu kavramı kullanmak, o sömürge masasına oturmayı peşinen kabul etmektir. Oysa bizim zihnimizde Ortadoğu yoktur, Merkez-i Âlem vardır; Ege yoktur, Adalar Denizi vardır.
Bugün Bilâd-ı İslâm üzerinde sergilenen son perde, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hamleleriyle bir kez daha kontra-istihbarat ve stratejik illüzyon derslerine sahne oluyor. Hamaney’in ve üst düzey bürokratların tasfiyesi sonrası yaşanan halk hareketliliği, derin bir analizi zorunlu kılmaktadır. İran halkı, rejimden hoşnut olmasa dahi dış müdahale karşısında millet olmanın refleksiyle meydanlara inerek tarihi bir duruş sergilemiştir. Ancak asıl acıklı olan, kendi ülkesinin liderine duyduğu nefreti düşmanın postalıyla tatmin etmeye çalışan "kullanışlı ahmakların" tavrıdır, gevurlar useful fool der. Tıpkı 15 Temmuz’da FETÖ darbesini alkışlayan yerli klikler gibi, bugün dış müdahaleye sevinen İranlılar da yuları düşmanın elinde olan gönüllü aparatlardır. Bir lider sevilmeyebilir; lakin o başı eğdirmek için düşmandan yardım dilenmek onurlu bir şahsiyetin değil, ancak bir devlet düşmanının harcıdır. Devşirilmiş bu kitleler, dünyanın her yerinde hazır beklemekte ve bir kuruş almadan düşmana hizmet etmektedirler.
İran ve İsrail arasındaki ilişkiyi doğru okumak için "köpek köpeğin etini yemez" hakikatine dönmek gerekir. Bu iki güç, varlıklarını birbirlerinin düşmanlığı üzerine inşa eden, sadece miadı dolunca parça değiştiren ama özünde birbirine muhtaç iki yapıdır. Yaşananlar bir rejim değişikliği savaşı değil; borsa kapanış saatlerine ayarlanmış, değerli metaller ve finans dünyası üzerinden kurgulanmış devasa bir maddi hesap operasyonudur, öldürülen ruhani lider ise kullanım süresi dolmuş bir aparattır. Atılan her füzenin maliyeti önceden hesaplanmış, faturası yine bölge halkının cebine kesilmiştir. Ehli Sünnet bir Müslüman için İran, tarih boyunca müslüman olmayan bir devletle savaşmamış, aksine İslami değerlere ve Sünni coğrafyaya verdiği zararla kafirden daha tehlikeli hale gelmiş bir yapıdır. Suriye ve Bilâd-ı Şâm’da binlerce sünni müslümanı katleden diktatörlere destek veren bu haydut devlete güzellemeler yapmak, ölen liderine şehit demek vizyonsuzluktur. Türkiye’nin güvenliği Tahran’dan değil; Mekke, Şam ve Gazze’den başlar.
Savaşta ilk yumruğu atan kazanır, generalleri suikastla öldürülen ve tepki veremeyen kukla liderlerin yönettiği ülke kağıttan kaplan olmaya mahkumdur. Bu süreçten Türkiye, Ukrayna ve Suriye’de olduğu gibi karlı çıkacaktır; zira bu, mazluma bomba yağdıranla mazluma gönlünü açan arasındaki farkın murad-ı ilahi ile tecellisidir. İsrail halkı sığınaklarda birer fare sürüsü gibi titrerken, İran halkının tüm ideolojik farklara rağmen meydanlara inmesi, "halk" ile "millet" arasındaki kültürel farkı göstermektedir. Ülkemizde siyonizmin kontrolündeki İran oyuncuları, şii fonlu medya ve kasetlerle siyaseti dizayn eden klikler ne yaparsa yapsın, hedef rejim değişikliği değil, İsrail’in İran eliyle yapılan kanlı bir PR çalışmasıdır. Halkı sokakta canını ortaya koyan bir yapıyla baş edilemeyeceğini bildikleri için asıl amaç başka hesapları devreye sokmaktır. Bu hakikatleri başka analizcilerden duyamazsınız; zira biz dünyaya başkalarının uydurduğu "Ortadoğu" masallarıyla değil, kendi kadim Merkez-i Alem vizyonumuzla bakıyoruz.