·293 syf.····Okunma: 17 Şubat 2026 23:13 Hamnet’i okuduktan sonra filmini izlemek benim için aynı hikâyeyi tekrar görmek değil, yasın farklı yüzlerini yeniden hissetmek gibiydi.
Bu hikâyede beni en çok etkileyen şey, yasın tek bir biçimi olmamasıydı. Herkes aynı kaybı yaşıyor ama aynı acıyı yaşamıyor. Aynı evin içinde bambaşka yaslar dolaşıyor. Baba başka türlü susuyor, kardeş başka türlü içine kapanıyor ama annenin yası… işte orası çok başkaydı.
Agnes’in acısı beni gerçekten sarstı. Çünkü onun yasını sadece gözyaşı olarak görmüyoruz. Onun yası dokunduğu her şeye siniyor. Evine, yatağa, bahçeye, havaya… Kitapta bu o kadar derin ve katmanlı anlatılmış ki, bazı sayfalarda içimde fiziksel bir ağırlık hissettim. Özellikle bir annenin çocuğunun yokluğuyla kalması… Bu duygu abartılmadan ama çok gerçek bir yerden verilmişti.
Filmde de o acı vardı ama kitapta annenin iç dünyasının derinliği çok daha güçlüydü. Ama ikisi birleşince hikâye daha tamamlandı sanki. Görselde yüzündeki donukluk, kitapta ise zihninin içindeki karmaşa…
En çok şunu düşündüm: Yas, birini kaybetmek değil sadece; o kişiyle birlikte kendinden bir parçayı da kaybetmek. Ve herkes o eksiklikle farklı bir şekilde yaşamayı öğreniyor.
Sanırım beni en çok annenin yasının zamana karşı direnişi etkiledi. Acı geçmiyor, sadece şekil değiştiriyor.