Baudelaire bize, iyiliğin ve aydınlığın zaten parladığını, asıl maharetin karanlığın içindeki o gizli cevheri bulup çıkarmak olduğunu fısıldar. "Spleen" dediği o meşhur dünya ağrısı, gökyüzünün ağır bir kapak gibi üzerimize çöktüğü anların resmidir. O, ruhun hapsolduğu bu dünyada bir "Albatros" gibidir; göklerdeyken devasa kanatlarıyla bir kraldır ama yeryüzüne indiğinde o aynı kanatlar ona yük olur, onu hantal ve gülünç kılar. Şairin trajedisi de tam buradadır: Sonsuzluğa aşık bir ruhun, faniliğin dar elbiselerine sığmaya çalışması.
Yasak Meyvelerin Parfümü: Günahın Şiirsel Yüceliği
Bu mısralar arasında dolaşırken burnunuza sadece taze çiçek kokuları gelmez; çürümüşlüğün, eski kütüphanelerin, uzak denizlerin ve yasak aşkların kokusu birbirine karışır. Baudelaire, acıyı estetik bir nesneye dönüştürürken okuyucuyu ahlakın sınırlarına kadar götürür ve orada bırakır. Onun dünyasında ölüm, sadece bir son değil; "yeni olanı bulmak için" çıkılan en büyük yolculuktur. Şiirleri, bir yandan şehvetin ateşini harlarken diğer yandan pişmanlığın soğuk sularında ruhu yıkar. O, "iyinin" sıkıcılığına karşılık "kötünün" o görkemli ve derin dramını tercih etmiştir.
Modern Şehrin İlk Sürgünü
Baudelaire, kalabalıklar içinde yalnız kalmanın, Paris’in o parıltılı ama acımasız caddelerinde bir hayalet gibi dolaşmanın ilk ozanıdır. Modernite denilen o devasa çarkın altında ezilen insanı, dilencileri, körleri ve dışlanmışları mısralarına taşırken aslında kendi yalnızlığını anlatır. Kötülük Çiçekleri, insanın kendi içindeki o vahşi hayvanla, "can sıkıntısıyla" yaptığı amansız savaşın günlüğüdür. Bu kitap, çiçeklerin sulanarak değil, kan ve gözyaşıyla beslendiği bir bahçedir; ancak o bahçeden sağ çıkanlar, gerçek güzelliğin ancak yaralı bir ruhta çiçek açabileceğini anlarlar.