Puan vermedi·80 syf.····Okunma: 28 Şubat 2026 23:10 Modern Japon edebiyatının önemli isimlerinden biri olan ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan toplumsal ve ruhsal çöküşü en çarpıcı biçimde anlatan yazarlardan kabul edilen Ango Sakaguçi’nin Kiraz Çiçeklerinin Altında kitabı ile merhaba
Kitap, “Kiraz çiçekleri açtı mı etrafı bahar manzarası sarar, insanları da bir neşe bulutu kaplar.” cümlesiyle başlasa da, ilk hikâye kısa sürede insanı ürperten karanlık bir atmosfere dönüşür.
Geçmişte Suzuka Geçidi’nden geçen gezginlerin, kiraz çiçekleriyle kaplı bu yolda tuhaf ruh hâllerine büründüğü anlatılır. Doğanın büyüleyici sessizliği, insanda huzurdan çok aklını yitirecek kadar derin bir yalnızlığa dönüşür. Bu bölgede yaşayan acımasız bir haydutun, kiraz ağaçlarıyla çevrili ormana girdikten sonra korkuyla birlikte giderek daha karanlık ve dehşet verici birine dönüşmesine tanık oluruz.
Güzeller güzeli bir kadına duyduğu saplantılı aşk, onu kadının isteklerini yerine getirmek uğruna insanların başlarını koleksiyon yapan bir canavara dönüştürür.
Güzellik, arzu ve aşk… Bir insanı gerçekten canavara dönüştürebilir mi? Belki de bu sorunun cevabı hikâyenin satır aralarında saklıdır.
İkinci hikâye Aptal ise, Amerika’nın Japonya’yı bombaladığı günlerde geçer. Evine gizlice sığınan zihinsel engelli bir kadın ile sanat hayalleri kuran 27 yaşındaki İzava’nın etrafında şekillenir. Umut ve umutsuzluk burada yan yana yürür.
Savaşın ortasında, hayatta kalabilirse geleceğin nasıl olacağını hayal eden İzava, bir yandan da yıkımın ardından yaşamın yeniden mümkün olup olamayacağını sorgular. Ölüm her an kapıdayken bile evine sığınan bu kadını geride bırakmayı düşünemez.
Çünkü bazen yaşama dair tüm umutlar yok olsa bile, insanın insan kalma isteği yok olmaz.
Sakaguçi’ye göre bazen en karanlık yer, insanın kendi kalbidir.
Kısa ama verdiği mesajlarla etkileyici kitaplardan biri.Tüm kitapseverlere keyifli okumalar