·384 syf.····Okunma: 02 Mart 2026 14:35 İfrit
İspanya Engizisyonu’nun gölgesinde geçen bu kitap daha ilk sayfalardan itibaren karanlık ve tehditkâr bir atmosfer kuruyor. Küçük bir “bulaşıkçı” olarak tanıdığımız Luzia’nın (benim içimde hep Rüzgâr diye yankılandı ) milagritolarıyla o sert dünyanın tam ortasına düşmesi gerçekten çok etkileyiciydi.
Doña Valentina’nın evinde başlayan o sessiz hayatın, Don Víctor’un hamiliğiyle bambaşka bir yöne savrulması kitabın kırılma noktasıydı bence. Bir yanda teyzesi Hualet’in desteği, diğer yanda kralın düzenlediği yarışmalar… Küçük görülen bir kızın adım adım göz önüne çıkışını okumak çok çarpıcıydı.
Başlarda itiraf etmeliyim ki biraz zorlandım. İspanyolca terimler, karakter isimleri, unvanlar… Kim kimdi diye birkaç kez durup düşünmek zorunda kaldım. Bu da kitaba ilk etapta odaklanmamı zorlaştırdı.
Yazarın kalemiyle ilk kez tanışıyor olmam da etkiliydi sanırım. Daha önce çok sevilen eserlerini okumadığım için bu dünyaya alışmam zaman aldı. Ama kelimelere ve karakterlere ısındıkça kurgu zihnimde yerine oturdu. Yine de azıcık yorduğunu söyleyebilirim.
Yarışma süreci boyunca Luzia ile Santángel arasındaki iş birliği ve giderek derinleşen bağ kitabın en merak uyandıran taraflarından biriydi. Santángel’in hem sert hem korumacı hâli, aralarındaki sessiz gerilimle birleşince ortaya çok güçlü bir dinamik çıkmış.
Bir yanda kralın gözüne girme arzusu, diğer yanda bunun gerçekten istenip istenmediğine dair içsel sorgulamalar… Güç kazanmak mı, özgür kalmak mı? Luzia’nın bu soruyla yüzleşmesi kitabı benim için daha derin bir yere taşıdı.
Özellikle 250. sayfadan sonra tempo belirgin şekilde artıyor. O küçük mucizelerin neye dönüşeceğini ve Luzia’nın gerçekten kralın gözünde bir yere sahip olup olamayacağını büyük bir merakla okudum.
Genel olarak türünde başarılı, atmosferi güçlü ve merak duygusunu diri tutan bir kitaptı. Başlangıçta sabır istiyor ama içine girdikten sonra sizi bırakmıyor.