Bu kitaba, tıpkı büyük çoğunluk gibi, son zamanlarda adını sıkça duyduğum popüler bir eser olduğu için merak ederek başladım. Fakat Japon edebiyatına ait olsa dahi içeriği, anlatmak istediği ve kahramanın yaşadıkları, coğrafya fark etmeksizin aslında çağımızdaki pek çok insanın öyle ya da böyle benzer şartlar altında yaşadığını anlamamı sağladı. Bunu hem market çalışanı gibi hizmet sektörünün bir parçası olan hem de normal olma kaygısı güden her bir birey için söylüyorum.
Herhangi bir işte kişinin takip etmesi gereken belirli prosedürler vardır. Size neyi nasıl yapmanız gerektiği söylenir ve siz de söylenene harfiyen uymak, kendinizden öncekileri taklit etmek zorunda kalırsınız. Yani insan belirli bir ortama girdiğinde ister istemez kendini oraya uydurur ve tıpkı Keiko'nun çalıştığı markette olduğu gibi mükemmel dönen çarklardan biri hâline gelir. Bireylik o noktada biter ve herkes "çalışan" sıfatı altında bir bütün hâline gelir.
Bu sistem aslında toplumun bir alt düzeneğidir; büyük resmin içine işlenmiş, kendi dünyasına sahip küçük bir tablo gibidir. Tablonun işe yarayan ve yaramayan aksesuarları vardır. Yeterince hızlı uyum sağlayamayan veya bu düzgün resimde sırıtan herhangi bir aykırı kişi ise eninde sonunda normal olanlar tarafından ayıklanacaktır. Ama toplumun bu iç içe geçmiş düzeneklerinin herhangi birinde tutunamayanlar zamanla diğerlerinde de dışlanmaya başlar.
Bu romanda da Keiko Furukura isimli kadının küçüklüğünden beri sahip olduğu farklı düşünce ve anlayış şekli yüzünden normal bulunmamasını ve sırf diğerlerini memnun etmek, onların arasında sorunsuz şekilde varlığını sürdürebilmek için toplum denilen kurallar bütününe uyum sağlama çabasını okuyoruz. Keiko ne yaparsa yapsın izlemesi gereken yolu kendi başına bulamaz; bu konuda doğrudan bir direktif alma imkânı da yoktur. Bu yüzden de çevresindeki insanları taklit etmeye başlar. Konuşma şekilleri, mimikleri, giyim kuşamları, hâl ve hareketleri... Keiko hangi ortamın içerisindeyse oradaki tüm renkleri özümser ve kendi içinde birleştirir. Taklitte en başarılı olduğu ve zamanla kendini rahat hissetmeye başladığı yer ise yarı zamanlı çalıştığı market olur.
Ama Furukura zamanla şu farkındalığa da varır: O belki normal olabilmek için diğerlerini örnek alıyordur fakat aslında bu durum, bilinçsiz şekilde zaten insanlar arasında sürekli devam eden bir rol değişimidir. Çevremiz bizi ister istemez etkiler ve belli oranlarda da değişimi beraberinde getirir. Sadece diğerleri bu değişimi ufak ufak ve doğal bir süreçte gerçekleştirirken Keiko'nun her şey için özel olarak bir uğraş vermesi gerekmektedir.
Çünkü farklıdır; dünyaya başka bir pencereden bakıyor ve diğerleri için sıradan olan şeyleri dahi sorguluyordur. Zekâsı oldukça keskin ve anlayışı yüksektir. Duygularından ziyade mantığıyla hareket eder ama mantığının işleyişi bile diğerlerine uymaz. Düşünceleri esasen doğru olsa dahi alışılmışın dışında görüldüğü için kabul görmez. Bana kalırsa Keiko oldukça realist, mantıklı ama bir o kadar da basit bir insandı. Herkesin karmaşıklaştırdığı şeyleri daha sadeleştirir, yalnızca asıl gereken kısma odaklanırdı.
18 yıl boyunca aynı markette çalışmasının sebeplerinden belki de en büyüğü de bizzat buydu. Orada toplumun kusursuz parçalarından biri hâline gelmeyi başarmış ve bu düzende uzun müddet devam etmişti. Maddi açıdan kendine yettiği ve vücudunun yaşamak için ihtiyacı olanları karşıladığı müddetçe de fazlasına ihtiyaç duymamıştı. Onun normal olmak adına attığı bu karar ise bir süreliğine de olsa hem ailesini hem de çevresini yatıştırmıştı. Çünkü işe ilk başladığı zamanlar henüz üniversite çağındaydı ve o yaştaki bir birey için yarı zamanlı çalışmak oldukça mantıklı bir karardı.
Fakat bir toplumda asla yapılanlar yeterli bulunmaz; ilerleyen zamanla birlikte kişinin üzerine yeni beklentiler ve sorumluluklar yüklenir. Keza Keiko da büyüdüğünde ve artık 30'lu yaşlarına ulaştığında başta normal kabul edilen işi ve yaşamı yine göze batar oldu. Bu yüzden de çevresinden birtakım eleştiriler ve acımalar yükseldi. Herkes kendince yorum yapıyor, kafasında başka bir senaryo yazıyordu. Keiko başta değişmesi gerektiğini düşünmedi çünkü mevcut düzeninde rahattı fakat eninde sonunda normallikten çıktığını fark ederek eski kaygılarına geri dönmüş oldu.
Üstüne üstlük çalıştığı yerde ansızın ortaya çıkan Shiraha da onun mevcut düzenini değiştiren önemli bir etken hâline geldi. Bu farklı faktör önce tıkır tıkır işleyen market düzenini bozdu, ardından da bir şekilde özel hayatına kadar sızmayı başardı. Aslında iki taraf da toplumun dışında kalan, ona uyum sağlayamayan kişilerdi ve bunu fark ettikleri an çareyi beraber çözüm yolu aramakta buldular.
Önce birlikte yaşamaya başladılar ama asıl amaçları herkesi susturacak bir evlilikti. Furukura'nın yaşı özellikle onu bu tarz sorulara oldukça maruz bırakıyordu, Shiraha'nın amacı ise kısaca kendini toplumdan saklamaktı. Artık herhangi bir eleştiriyi dahi kaldıramayacak kadar çok hayattan bunaldığını iddia ediyordu.
Gerçi siz bu anlattıklarımdan romantik bir hikâye beklemeyin; keza ne Keiko ne de Shiraha sizin beklentilerinizi karşılayacak normal tipler değiller. Biri sürekli kendini ve toplumu eleştirip sorumluluklarından kaçmanın türlü yollarını ararken diğeri de ne insanların beklentilerinin nedenini kavrayabiliyor ne onları gerçek anlamda nasıl gerçekleştireceğini bulabiliyor ne de market dışındaki herhangi bir konuda kendi potansiyelini tam anlamıyla kullanabiliyor. Keiko sadece market için var, Shiraha ise ömrünün kalanını bir parazit olarak geçirmek istiyor. Birinin sıfır romantizm deneyimi ve bu konuda isteği varken, diğeri kendini bir halt zannedip karşısındakini yetersiz görerek zaten böyle bir ihtimali daha en başından ortadan kaldırıyor.
Konuyu ve kitapta işlenen düşünceleri biraz fazla eşelediğimi düşünüyorum ama genel anlamda kitabı beğendim. Aslında gayet basit ve pek çoğumuzun aşina olduğu konuları işliyor; o sebeple de özel bulmamanız çok doğal. Zaten amacının da bu olduğunu düşünüyorum. Herkesin anlayabileceği ve üstüne düşüneceği bir kitap yazmak istemiş yazar.
Keiko'nun en sonunda özüne dönmesi ve toplumun beklentilerini karşılamaktansa alıştığı ve sevdiği düzenle devam etmesi de güzel bir finaldi diye düşünüyorum.
Sadece Shiraha ile aralarındaki olayları pek gerekli bulamadım. Yani evet, hayatında bir erkek olduğunu söylediği anda diğer insanların gösterdiği tepkiler ve sanki gerçekten onu aralarına almış gibi davranmaları elbette Keiko için bir şeyleri değiştirdi. Ama bunu pekâlâ Shiraha'nın varlığı olmadan da gerçekleştirebilirdi. Sadece öyle bir insan varmış gibi davranması bile bir yere kadar çevresindekileri kandırmaya yeterdi diye düşünüyorum. Shiraha'nın oldukça itici biri olması da bu şekilde düşünmeme sebep olmuş olabilir elbette. Neyse ya, önemli olan onunla geçirdiği sürenin geçici ve kısa süreli olmasıydı. Buna bir deneyim gözüyle bakıp yolumuza devam edebiliriz bence.
Böylesine kısa bir kitap için neden destan yazdığımı bilmemekle ve sizin de anlam veremediğinize emin olmakla birlikte sözlerimi yavaş yavaş sonlandırıyorum.
Kasiyer 'in basit bir konusu olsa da aynı zamanda düşündürücü bir hikâye ve içerisinde kendinizden bir parça bulma ihtimalinizin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Bu, iş hayatı ve orada yaşanan türlü durumları da kapsayabilir; ait olma, dışlanma ve normalleşme çabalarınıza da bağlı olabilir. Ama dediğim gibi yaşamdan kesitler türüne girdiği için (neticede içinde günlük hayatın sıradan ritmi, market vardiyaları gibi detaylar odakta) eseri biraz sıkıcı bulabilirsiniz. Zaten üzerine fazla durmama rağmen kitaba yüksek bir puan vermememin sebebi de buydu. Sanırım ben büyük ve hareketli olayların insanıyım; bu tarz konuları da sevsem de yeterince etkilenemiyorum işte. Ama öneririm. Hayatınıza vereceğiniz ufak bir mola, bir başkasının gündelik hayatını okuma şansınız olur böylelikle.