Hayatın en büyük risklerinden biri, asla risk almaya cesaret etmemektir.
Bir dolandırıcılık işinde duygusal olamazsın, duygular seni savunmasız yapar.
#kucukkiymetliseyler bence sadece bir dolandırıcılık hikâyesi değil; insanın “hak etme” duygusuyla verdiği savaşın romanı.
Kitaba başlarken klasik bir gerilim okuyacağımı düşünmüştüm ama sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin bir kimlik ve sınıf meselesi olduğunu fark ettim.
En çok hoşuma giden şey, karakterlerin gri oluşuydu.
Kimse tamamen masum değil ama kimse bütünüyle kötü de değil.
Nina’nın hayata tutunma biçimiyle Vanessa’nın ayrıcalıklı dünyası arasında gidip gelirken kendimi sürekli taraf değiştirirken buldum.
Bir bölümde “Bu yaptığın çok yanlış” dediğim karaktere, birkaç sayfa sonra “Belki başka çaresi yoktu” diye empati kurdum. Bu duygu geçişi beni çok etkiledi.
Kitap boyunca sosyal medyanın o parıltılı ama içi boş dünyasına yapılan göndermeler çok çarpıcıydı.
İnsanların hayatlarını bir vitrin gibi sunması, başkasının hayatına imrenirken aslında kendi boşluklarımızı büyütmemiz…
Okurken zaman zaman kendimi yakaladım. “Biz de göründüğümüz kadar mıyız?” sorusu kafama takıldı.
Yazar bunu didaktik olmadan, hikâyenin içine yedirerek yapmış.
Gerilim kısmı ise sessiz ilerliyor.
Büyük patlamalardan çok, içten içe artan bir huzursuzluk var. Özellikle geçmişe dair detaylar ortaya çıktıkça hikâye katman katman açılıyor.
Final kısmında yaşadığım o şaşkınlık hissi çok taze; bazı taşlar yerine otururken bazı duygular bilerek havada bırakılmış gibi.
Bence kitabın en güçlü tarafı da bu: net cevaplar vermiyor, seni düşünmeye zorluyor.
Ben bu kitaptan şunu aldım: İnsan bazen “küçük” gördüğü şeyler için hayatını altüst edebiliyor. Onaylanma ihtiyacı, ait olma arzusu, kıyas…
Bunlar görünürde küçük ama insanın kaderini değiştirecek kadar güçlü.
Kitabı kapattığımda içimde hafif bir burukluk vardı.
Çünkü hikâye bitse de o sorgulama bitmedi.
Belki de iyi bir romanın yaptığı şey tam olarak bu…