Puan vermedi·288 syf.····Okunma: 27 Şubat 2026 00:00 "Beş arkadaş — Cem, İpek, Emre, Tuna ve Kader — çocukluktan beri birlikte büyümüşlerdir. Bir gün yine parkta otururken, sosyal medyaya ne kadar bağımlı hâle geldiklerinden ve yan yana gelseler bile eskisi gibi sohbet edemediklerinden şikâyet ederler. Bunun üzerine Kader’in fikriyle, 7 gün boyunca hiçbir şekilde telefon ve sosyal medya kullanmamaya karar verirler.
Bu durumdan en çok şikâyet eden kişi, geniş bir takipçi kitlesine sahip olan Emre olurken; en çok memnun olan kişi ise zaten telefonu yalnızca gerektiğinde kullanan ve üniversite sınavına hazırlanan Cem’dir. Bu 7 gün boyunca her akşam saat 20.00’de parkta, aynı yerde buluşmak için sözleşirler.
Günler geçtikçe parkta toplanan arkadaş sayısı azalmaya başlar ve sonunda geriye sadece Cem kalır. Başta basit bir deney gibi görünen sosyal medya detoksu, ilerledikçe her birinin kendi gerçekleriyle yüzleşmesine, saklanan duyguların yavaş yavaş ortaya çıkmasına neden olur. Çünkü bazen insan kalabalığın içinde değil, en yakınlarının yanında bile anlaşılmadığını hissedebilir.
Peki, 7 günün sonunda bu beş arkadaş telefonlarını almaya geri dönecek mi?
Bazı hikâyeler vardır; okurken olaylardan çok insanların içindeki sessizliği duyarsın. Bu kitap bana tam olarak bunu hissettirdi. Her şey yolundaymış gibi görünen bu beş arkadaşın, ekranlar sustuğunda aslında ne kadar yalnız kaldıklarını görmek insanı ister istemez düşündürüyor.
Ben en çok Cem’in babasına sinir oldum; adeta manipülasyonun insan hâliydi. Emre’ye ise gerçekten çok üzüldüm, onun için böyle bir son beklemiyordum. Tuna’nın kardeşi Beren ise küçük yaşına rağmen tam bir akıl dehasıydı.
Kitap boyunca okuyucuyu sürekli “Ben olsam ne yapardım?” sorusuyla baş başa bırakan, sorgulatan ve düşündüren bir anlatım var. İnsan bazen dünyayla değil, kendi zihnini susturmak için bir şeylere sığınıyor ve asıl bağlantısını o zaman kaybediyor. Belki de gerçek yüzleşme, bildirim sesleri sustuğunda başlıyor.