Puan vermedi·102 syf.····Okunma: 02 Mart 2026 15:46 "Bu kundağı sedefli, değerli tüfeği ona daha yedi yaşında vermişlerdi. Bu tüfekle o gün bugündür vurmadığı canlı kalmamıştı. Önüne gelene ateş ediyordu Haşan, kuşa, keçilere, kartallara, kekliklere, çakallara, serçelere, insanlara... Yaaa, insanlara bile ateş ediyordu Haşan... Üç amcası vardı... Üçü de ona ses çıkarmıyorlar dı. Bütün köy akrabaydı..."
Bu alıntı tüm kitabın özeti gibi oldukça etkileyiciydi.
Hasan aslında kinle doğmuş bir çocuk değil.
Masumiyeti, saflığı ve çocuk kalbi daha büyüyemeden kirletilen bir çocuk sadece…
Daha neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlayacak yaşta bile değilken eline bir silah veriliyor. Kendi düşüncelerini oluşturmasına izin verilmeden, köyün bitmeyen dedikoduları, iftiraları ve kan davası söylemleriyle büyütülüyor. Hasan’ın zihni kendi duygularıyla değil, başkalarının öfkesiyle şekilleniyor.
Çünkü bu köyde hayat durmuş gibi.
Herkes tek bir şeye inanıyor:
Geçmişin intikamı alınmalı.
Babasının kanı yerde kalmamalı.
Ve annesi ölmeli…
Bunu da Hasan yapmalı.
O tüfek Hasana anasını öldürsün diye verilmişti.
Kitap boyunca kötülüğün bir anda ortaya çıkmadığını görüyoruz. Söylenen sözlerle, anlatılan hikâyelerle, tekrar edilen yalanlarla nefret adım adım büyütülüyor. Bir çocuğun kalbine ekilen kin tohumlarının nasıl filizlendiğine tanık olmak insanın içini acıtıyor.
Ve kitabın sonunda, öldürülen sadece bir insan değil…
İnsanlıktı.