Hayatta öyle acı olaylar yaşanıyor ki bu kimi zaman gözlerimizin önünde kimi zamanda kıtalar ve kilometrelerce uzakta yaşanıyor. Ama acılar, kayıplar ve suçlar mesafelerle ölçülemez. Ölü Kızlar; Meksika da 1945-1964'li yıllarda “Las Poquianchis” lakabıyla bilinen González Valenzuela kardeşlerin (Delfina, María del Carmen, María Luisa ve María de Jesús’un) gerçek hikâyesini anlatıyor. Dört kız kardeşin merkezinde olduğu fuhuş, insan kaçakçılığı ve seri cinayetler ağını Jorge Ibargüengoitia eserde iki kardeş üzerinden aktarıyor ve “González Valenzuela” yerine “Baladro” olarak değiştiriyor. Kitap küçük bir kasaba da genelev işleten Serafina'nın kendisini üç kez terk eden ve gururunu ayaklar altına alan eski sevgilisi Simon'ı bulma ve öldürme girişimiyle başlıyor. Serefina'nın kalkıştığı intikam planı kendisine pahalıya mâl olacak çünkü olaylar araştırıldığında asıl suçlunun, genç yaşta ailelerinden koparılarak iş vaadiyle fuhuşa sürükledikleri kızların, kadınların varlığı ortaya çıkıyor. Onca suç ağının ortasında emniyetin kılını kıpırdatmaması o kadar içime dokundu ki kuralların böyle illegal hayatlara olanak sağlaması akıl alır gibi değil. Neyse ki Ahlak Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle Serafina ve ablasının işletmesine taş koyuyor. Maalesef ki tarihe 'kadın cinayeti' kavramını ilk defa Meksikalılar'ın getirdiği, her ne kadar göz önünde normal görünse de el altından yasal olmayan hayatların ve maddelerin yine aynı ülkeden çıktığı ve çıkmaya devam ettiği acı bir gerçek. Okurken çok üzüldüm, böyle skandal bir olayın, kayıt alınan 90 kadının (belki daha da fazlası var) hayatına mâl olan kardeşlerin yaşattıkları zulüm. Netflix de aynı isimle uyarlanan mini dizisi var, okurken de etkiledi ama izlerken daha da yıkacağı bir gerçek. Unutmamak ve unutturmamak, yaşananlardan ders çıkarmak ve adaletin tecelli etmesi için kaydedilmesi, elle tutulur hâle gelmesi kıymetli. Tavsiyemdir.