Yılanların Öcü sadece bir köy kavgasını anlatmıyor; adaletin, haysiyetin ve bir ailenin var olma mücadelesini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Okurken insanı sarsan o saf gerçeklik, mülkiyet kavgasının nasıl bir insanlık dramına dönüşebileceğini gösteriyor. Bir yanda otoritesini korumak adına insanları birbirine düşüren hesaplar, diğer yanda bu düzenin ortasında ayakta kalmaya çalışan masum bir aile…
Sayfalar arasında ilerlerken kerpiç kokusunu genzimde, köyün ağır ve tozlu havasını ruhumda hissettim. Gücün baskıya dönüştüğü yerde, haksızlığın insanın nefesini nasıl daralttığını görmek kolay değildi. Ama tam da o noktada, haksızlık karşısında eğilmeyen o dik duruş ve tıkır tıkır işleyen keskin akıl, yozlaşmış düzene atılmış en samimi tokat gibiydi. Evde huzur dağılmış olsa bile insan onurunun her şeyden üstün olduğunu iliklerime kadar hissettirdi.
Toprak, ev, sınır meselesi gibi görünen şeylerin aslında insanın varlık meselesine dönüştüğünü görmek isteyenler için güçlü ve sarsıcı bir roman.