Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 28 Ekim 2020 12:41 Dünyanın bütün kabalığına karşı incelik ile direnen, ölüme giderken bile elindeki mor gülü yere düşürmeyen bir gencin, bizlere bıraktığı haysiyetli bir vasiyet..
Türk şiirinin o mahzun, öfkeli ama aynı zamanda şefkatli mor çiçeği.
Zira o, şiirini bir kalkan değil, bir yara olarak taşıyanlardandı.
Arkadaş Z. Özger, lirik şiiri devrimci bir öfkeyle, ama bir o kadar da naif bir kırılganlıkla harmanlar.
Şiiri hep bir üşüme halidir. O, dünyanın soğukluğuna karşı şiirle ısınmaya çalışan bir aykırı çocuktur. Kitabın ruhunda iki temel eksen döner:
Toplumsal Kavga: Adı Arkadaş olan birinin davası da insandır, dercesine sokağın, meydanın ve adaletin sesini yükseltir.
Bireysel Yalnızlık: Kimliğini, varoluşunu ve o meşhur hüznünü saklamadan, en çıplak haliyle masaya yatırır.
Onun dili, imge yüklü ama sokağın tozundan da kopmamış bir dildir. Arkadaş beyaz ölümden ve mor bir kederden bahsetmektedir. Şiirlerinde bir yandan başkaldırı vardır, bir yandan da beni sevmediniz diyen o hüzünlü çocuk yüzü.
Alnını dağ ateşiyle ısıtan bir kuşaktandır o; ama kalbini bir anne şefkatiyle korur.
Arkadaş, sahicidir. O, şiirini kağıda değil, kendi ömrüne yazmıştır. Zekai Özger öldü mü? diye soranlara, Hayır, o Sevdadır oldu cevabını veren bir efsun bırakmıştır geride. Onun şiirini okurken, kelimeleri değil, bir insanın kalp atışlarını duyarsınız. O kalp, adaletsizliğe çarparken hızlanır, bir çiçeğe bakarken durulur.
Onun sevdasında mülkiyet yoktur. Sadece adanmışlık ve bir başkasının acısında erime hali vardır.
Şiirlerinde ölümü bir son değil, bir eve dönüş gibi anlatır. Sanki gideceği yeri hep önceden biliyormuş gibi...
"Ne zaman yolda bir çocuk görsem,
karnı acıkmış bir çocuk,
baksa gözlerimin içine içine,
çıkarıp kalbimi veresim gelir."