İncelemeye başlamadan önce epistemolojiyi kısaca açıklayalım. Epistemoloji en temel haliyle bilgi felsefesi demektir. Geleneksel felsefeciler epistemoloji, bilgiyi toplumsal hayattan kopuk, sadece kafamızın içinde olup biten bir süreç gibi inceler. Sohn-Rethel işte buna bir eleştiri getirir. O kutsal ve dokunulmaz bulduğumuz 'bilgi' kavramının altındaki ekonomik ve tarihsel temelleri kazarak bilginin kaynağının gökyüzü ya da saf zihin değil; tarla, pazar yerleri ve fabrikalar olduğunu anlatır.
Kitabın en önemli noktalarından biri , sermaye ve matematiğin el ele vererek dünyayı yönettiğini söylemesi ve geleneksel felsefeye getirdiği eleştirilerdir. Bugün düşündüğümüz soyut kavramlar aslında eylemlerden doğmuştur. Düşünme biçimimiz (mantık, matematik, fiziksel yasalar), gökten zembille inmemiş; pazar yerindeki alışveriş eyleminin içinden doğmuştur. Bu da bu kavramların tarafsız olmadığını sermayenin hizmetinde olduğunu açığa çıkarır.
Yazar Kant’ın "akıl kategorileri" ile Marx’ın "ekonomi politiği" arasındaki köprüyü kurar.
"Adam Smith’in 1776 tarihli Milletlerin Zenginliği yapıtı ve Kant'ın 1781'de yayımlanan Saf Aklın Eleştirisi... aynı amaç için uğraşmaktadır: Burjuva toplumunun bütünüyle normal olduğunu kanıtlamak." (s. 47)
Kitap, neden bazı insanların sadece emir verdiğini (zihin emeği), bazılarının ise sadece ter döktüğünü (kol emeği) sorguluyor. Bu ayrım doğal bir yetenek farkı değildir; sistemin bekası için yarattığı dev bir uçurumdur. Bilim ve teknoloji bu ayrımı derinleştirir. Taylorizm (bant sistemi) gibi yöntemlerle işçinin elindeki "bilgi" alınmış, laboratuvarlara hapsedilmiştir. Yani zihin emeği, kol emeğinin çalınmış parçasıdır.
Sanayileşme ile emeğin geldiği konumu ise şöyle özetler:
“Makine ve emeğin ortak bir ölçüme tabi kılınması emek süreci içerisindeki sınıf mücadelesine yeni bir koşul getirir. Ortak bir ölçümün mümkün olabilmesi için ya emek makineye tabi kılınmalıdır, ya da makine emeğe. İki seçenekten biri geçerli olmalıdır, bu seçime kayıtsız kalınamaz. Kapitalist işletme altında elbette bu seçeneklerin ilki sorgusuz sualsiz kabul görür; bunun altında yatan varsayım, işçilerin, kol gücüyle çalışırken birleşik bir kuvvet oluşturmakla birlikte; zihinlerinde ücretlerine bağlı olarak birbirlerinden ayrılmış olduğudur. Aksinin mümkün olabilmesi için işçilerin zihinleri de elbirliğiyle yapılan işin bileşik niteliğiyle tutarlı hale gelmelidir. Bu nadir olasılığın bir örneğini 1968 yılında İtalyan Pirelli fabrikasında grev yapan işçiler sergilemiştir. Bu işçiler karşı ölçütler kullanarak kendi iş zamanlamalarını kendileri yapmış, yürüyen bandın yönetimini işletmecilerin elinden almış, ve sürümü, tespit edilmiş olan hızın yüzde 30'una kadar düşürmüşlerdi.” (s.173)
Kitapta çok fazla yer kaplayan Bilim meselesine geldiğimizde, yazar bu konuda Marx’ın alt yapı-üst yapı anlatısına epistemolojik katkı sağlar. Bu katkıyı direk olarak algılamaksa oldukça zorlayıcı. Açıkçası, kitabı okuyacaklar son derece teknik bir dile maruz kalacaklarını bilmelidirler. Yazarın aktardıklarını kanıtlama uğraşı böyle dili zorunlu kılsa da çok fazla örnekle, daha açıklayıcı bir yaklaşım sunulabilirdi.
Sohn-Rethel’e göre modern bilim, sanıldığı gibi Rönesans’ta birdenbire ortaya çıkan bir "aydınlanma" patlaması değildir. Marx, meta analizinde bir nesnenin iki yüzü olduğunu söyler: kullanım değeri ve değişim değeri . Bilimin burjuvalaşması tam da bu noktada başlar. Bilim adamı, doğaya bir köylünün baktığı gibi bakmaz. Köylü için toprak bereketlidir, nemlidir, kokusu vardır . Burjuva bilimi ise toprağı "formüllere" indirger; onu sadece ölçülebilir, niceliksel bir veri yığını olarak görür. Bu, Marx'ın pazarda yaptığı soyutlamanın aynısının laboratuvarda doğaya uygulanmasıdır. Bilim, doğayı "değişim değeri" gibi soyut bir nicelik haline getirir.
Burjuva bilimi, üretim sürecini işçinin elinden alıp mühendisin ve bilim insanının zihnine taşır. Sohn-Rethel burada şunu ekler: Bilim bu süreçte "yabancılaşmış bir bilinç" halini alır. Bilim insanı, geliştirdiği formüllerin aslında işçinin sömürülmesini kolaylaştıran birer "denetim aracı" olduğunu fark etmez.
"Bugün elimizdeki bilim... doğayla asıl ilişkimizi temsil edemez. Çünkü o, kol emeğinden koparılmış bir imtiyazın ürünüdür." (Sohn-Rethel, s. 147)