Puan vermedi·192 syf.····Okunma: 04 Mart 2026 19:23 Duvarlar bazen taş ve tuğladan değil, alışkanlıklardan yapılır.
Duvargeçen, fantastik bir yetenek hikâyesi gibi başlar; fakat Marcel Aymé’nin asıl ilgilendiği şey mucize değil, insanın sıradan hayatına sıkışmışlığıdır.
Romanın merkezindeki adamın duvarlardan geçebilmesi, büyük bir özgürlük sembolü gibi görünür. İlk bakışta bu güç, hayatın sınırlarını aşmanın, kuralları alt etmenin ve görünmez engelleri yok etmenin anahtarıdır. Ancak Aymé bu fikri kahramanca bir maceraya dönüştürmez. Tam tersine, bu olağanüstü yeteneği gündelik hayatın küçük hesaplarının içine yerleştirir.
Buradaki ironinin gücü tam da buradadır:
İnsan bazen mucizevi bir güce sahip olsa bile, onu büyük bir anlam için değil, çoğu zaman küçük tatminler için kullanır. Aymé, insanın hayal ettiği özgürlüğün bile kısa sürede alışkanlığa ve sıradanlığa dönüşebileceğini gösterir.
Duvargeçen’de fantastik unsur bir kaçış yolu değil, bir ayna görevi görür. Okur, kahramanın yeteneğine hayran kalmak yerine, onun giderek artan yalnızlığını ve kendi hayatının sınırlarını fark eder. Çünkü mesele duvarların fiziksel olması değildir; asıl duvarlar insanın zihninde ve alışkanlıklarında durur.
Marcel Aymé’nin dili yalın ve alaycıdır. Hikâyeyi büyütmez, dramatize etmez. Olan bitenleri neredeyse gündelik bir tonla anlatır. Bu sade anlatım, öykünün absürtlüğünü daha da etkili hâle getirir. Okur, olağanüstü bir durumu okurken bile hikâyenin fazlasıyla tanıdık olduğunu hisseder.
Bu yüzden Duvargeçen, fantastik edebiyatın tipik kaçış hikâyelerinden biri değildir. Aymé’nin yaptığı şey çok daha ince bir şeydir: İnsanların çoğu zaman hayatlarını değiştirecek fırsatlara sahip olsalar bile, onları gerçekten değiştirmek istemediklerini göstermek.