Eğer kendinizi bazen "Ben ne yapıyorum bu hayatta?" ya da "Acaba İspanya Kralı aslında ben miyim?" diye sorarken buluyorsanız... Korkmayın, yalnız değilsiniz. Gogol’un Poprişçin’iyle tanışma vaktiniz gelmiş demektir!
Neden İspanya Kralı? Çünkü o dünyada bir hiç olmaktansa, başka bir dünyada en tepedeki adam olmayı seçiyor. Gerçeklik o kadar acımasız ki, zihni ona daha katlanılabilir (ama çılgınca) bir gerçeklik inşa ediyor.
Kitap, sıradan bir memurun, hiyerarşinin ve aşkın ağırlığı altında adım adım gerçeklikten kopuşunun günlüğü.
Toplumun bizi sokmaya çalıştığı kalıpların, unvan hırsının ve o meşhur Rus bürokrasisinin harika bir eleştirisi. Adam müdürünün kızına aşık oluyor, ama statüsü yetmiyor. Sonra ne mi oluyor? Köpeklerin birbirine mektup yazdığına inanmaya başlıyor!
Poprişçin’in neden delirdiğini sanıyorsunuz? Sadece bir kız meselesi mi? Hayır, hayır! Mesele çok daha derin, tam bir sistem eleştirisi!
Gogol o kadar usta bir yazar ki, Poprişçin'in zihnindeki o bulanıklığı okurken, bir noktadan sonra "Mantıklı aslında, neden köpekler yazışmasın ki?" diyebiliyorsunuz.
Poprişçin'in köpeklerin mektuplarını okuduğunu sanması aslında bir kaçış. Çünkü o köpekler bile (Meci ve Fidel), Poprişçin'den daha "sosyal" bir hayat yaşıyor gibi görünüyor gözüne!
İşte gerçek edebiyat budur! Sizi karakterin dünyasına öyle bir hapseder ki, kitabın kapağını kapattığınızda kendi akıl sağlığınızı kontrol etme gereği duyarsınız.
Dostoyevski boşuna "Hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık" dememiş.
Şimdi gelelim bu metnin sahnelerimizdeki iki dev ismine! Gogol’un bu ölümsüz karakteri Poprişçin, Türkiye’de iki farklı ekolün elinde adeta yeniden doğdu. Hangi performansı izlerseniz izleyin, aslında iki farklı "delilik" tanımıyla karşılaşırsınız.
Genco Erkal, bu oyunu tam 50 yıl boyunca farklı yorumlarla sahneleyerek adeta karakterle bütünleşti. 1965 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sergilediği bu performans, Türkiye'nin ilk tek kişilik oyunu olma unvanını taşır.
Genco Erkal’dan izlediğinizde, "adım adım deliliğe giden" bir adamın trajedisini iliklerinize kadar hissedersiniz. O, sistemin çarkları arasında ezilen "küçük adamın" onur mücadelesini daha klasik ve politik bir derinlikle işler.
Erdal Beşikçioğlu ise Poprişçin’i bambaşka bir boyuta, tabiri caizse bir "vinç tepesine" taşıdı. Tatbikat Sahnesi yorumunda karakteri fiziksel bir sınırın, bir boşluğun üzerine yerleştirir.
Sahnedeki o meşhur vinç mekanizması, Poprişçin’in gerçeklikten kopuşunun ve topluma yukarıdan (ama bir o kadar da dışlanmış bir yerden) bakışının görsel bir sembolüdür.
Kısacası dostlar; Genco Erkal size deliliğin hüzünlü tarihini ve sınıfsal ağırlığını anlatırken, Erdal Beşikçioğlu bu deliliğin bugünkü öfkesini ve görsel şölenini sunar. Biri size "Neden delirdi?" diye sordurtur, diğeri ise "Bu dünyada nasıl delirmezsin?" dedirtir.
Her iki oyuncu da Gogol’un o "küçük memurunu" öyle bir devleştirir ki, kitabı okuduktan sonra bu performansları izlemek (veya izledikten sonra okumak) zihninizde unutulmaz bir tiyatro sahnesi kurmanızı sağlar.