·536 syf.····Okunma: 28 Şubat 2026 00:00 Nar AğacıNazan Bekiroğlu
#okudumbitti Kitabın ilk yayın tarihi 2012
536 sayfa
Okuduğum ilk Nazan Bekiroğlu kitabı. Hem çok hızlı hem de ağır gittiğini söyleyebilirim.Çabuk bitse üzülecektim, bitmek bilmeseydi sıkılacaktım. Tam kararında, çok keyifli bir okuma oldu benim için.
Sevdanın, acının, gurbetin, savaşın, muhacirliğin, gitmenin, kalmanın, gidememenin bu gökyüzü altında nelerin yaşandığının ve daha nicelerin yaşanacağını anlatan, her cümlesiyle tüm duygusuyla içimi ezip geçen bir kitap oldu Nar Ağacı.
Kitabın kurgusu, gerçek kesitlerin sunumunun gerisinde gibi. İlgi, hikayeden uzaklaşıp, yazarın kalemine yoğunlaşıyor, dil o kadar ince işlenmiş ki, algınız ayrıntıların içinde seyir halinde sanki. Mekan tasvirlerine içinizin gitmemesi imkansız, bu gösterişli kullanım kitabın sürükleyiciliğine engel haliyle.Ancak bu niyetle okunursa derde deva olur.
Yazarın yanına oturup uslu uslu hikayeyi dinler gibi okudum, belki aynı denizin cocuğu, belki aynı kıyının insanı, belki aynı yeşili, bahçede aynı nar ağacını görerek büyüdüğümüz için.O Harşit'in denize döküldüğü yerde çayın yanına oturduk birlikte ağladık, güldük.
İlk defa bir romanın bu kadar içinde hissettim kendimi, olayları izleyen o gölge bendim sanki.Öyle içten öyle sıcak anlatılmış ki olayların içinde kendini kaybetmemek mümkün değil.Ayrıca acaba benimde böyle bir hikayem var mıdır diye düsünmeden edemiyor insan. Bende, çölün ortasındaki Yezd'e gitme isteği dahi uyandırdı desem yalan olmaz.
Konu: 1. Dunya savaşının başlamasıyla Ruslar 1916 da Trabzon'u işgal eder, Zehra ve ailesi çıkan göç emriyle arkalarında evin reisi gazi Hacıbey'i bırakarak İstanbula doğru yollara düşerler. Göç emri çıktıktan sonra Trabzon'dan ayrılan ailenin bireyleri her sıkıştıklarında degerli bir takıyı bozdurup yoluna devam etmişler, kimi zaman sandal kiralamış kimi zaman da araba kiralamışlardır.Trabzon tarihinin bilmediğimiz yönlerini anlatarak farklı bir portre çizen, sayfalarına yolu düşenleri şehrin ve karşı yakasının 100 yıl öncesinde bir zaman yolculuğuna çıkaran kitapta 1. dünya savaşı'na yollanan vatan evlâtlarının ve geride boynu bükük kalan ailelerinin hazin öyküsü, Setterhan ve Zehra'nın, farklı coğrafyalardan yola çıkarak buluşan iki ırmağın öyküsünden daha çok işliyor okuyanın yüreğine.İsmail ve "kırık kâfiye"si o devrin kayıplarını, yitip giden gencecik insanları ve umutları o kadar hüzünlü temsil ediyor ki, onlarla ilgili satırları sakince okumakta zorlanıyor insan, boğazının düğüm düğüm olduğunu hissediyor ve Ruslara esir düşen Osmanlı askerlerini tren istasyonunda karşılayıp şehitleri defneden, hayatta olanlara ellerinden geldiği kadar yardımcı olan Gence halkını, Gence Millî komitesi'ni ve Cemiyet-i Hayriye'yi anlatan satırlar gözleri dolduruyor. Nazan Bekiroğlu atasının izlerini takip ederek geçmişine doğru ne güzel bir yolculuğa çıkmış.
İstanbul'u anlatıp duran romanlara kıyasla Trabzon'u anlatması sebebiyle benim için fark yaratan güzel bir okuma oldu.Kitap farklı yerlerde farklı insanların hayatlarını anlattıkça insanda merak uyandırıyor, nerde kesişecek bu insanların hayatı diye düşündürüyor.
Alıntılar:
"Oysa aşkın yeterincesi olmaz benim hiç olmamış sevgilim.O ya vardır ya yoktur. Hududu, temkini, itidali, tazmini olursa zaten aşk olmaz. Var olduğu müddetçe vardır o ve var olduğu müddetçe de tek biçimde tek hacimdedir."
"Aşk değildi bu. Aşk olsa hesap yapacak mecali kendinde bulamazdın. Bu kadar hesap yapmaya ne gerek vardı? Hepi topu aşk işte. gelir, yaşanır ve günü gelince biterdi.
"Çünkü sevdim ve ben kalbiyle yaşayanlar zümresindenim."
"Geçmişi bizim için mânâlı kılan şey, ona bugünden bakıyor olmamızla alâkalıydı. Onun bugün ve yarın için bize vereceği hızdı aslolan."
"Kendi zamanımda tanınmadan adım atmayı seviyordum. yalnızdım ve insanları seviyordum ama yine de yalnızlığımı daha çok seviyordum."
" Ey sıkıntı şiddetlen, nasılsa geçeceksin.Bir sıkıntının geçeceğine duyulan güven, ona dayanmanın tek çaresiydi."
"Bir tek veya milyon, farketmezdi.Çünkü birinin ölümü her birinin ölümü gibiydi. çünkü her insan bir evrendi ve her ölüm evrenin sönüşü demekti. bu yüzden bir tek masumun dahi öldüğü yerde hiçbir haklı gerekçeden söz edilemezdi."
"Ama bundan sonra cennetinin yokluğu değil, beni cehenneminin yokluğu korkutur."
"Bir acıya tahammül edebilmek ancak ondan daha büyük bir acıyla yüz yüze gelmekle mümkün olabilirmiş, anladım."
"Hangi hikaye başladığı yerde bitmemiş ki?"
Okunmalı mı?
Hikaye içinde ustaca yerleştirilmiş döneme veya kişiye ait ayrıntı bilgiler, anektotlar ve nükteler benden tam puan aldı ama okurken her yarım saatten sonra ara verme ihtiyacı duyuyorum. Hikaye, roman formuna çok uygun ve sürükleyici olabilecekken; yazarın fazla farsça kelime kullanımı, yoğun tasvirler, öykülerin ağır ilerleyişi ve buna eklenen detaylar, son olarak da yazı karakterinin çok küçük olması kitabı yorucu hale getirmiş. roman sevenlerdenseniz, bunlara rağmen güzel kitap ama sürüklemiyor.