“Engereğin Gözü”, iktidarın büyüsünü ve tehlikesini bir kölenin gözünden anlatan güçlü bir roman. Hikâyenin başında padişah neredeyse ulaşılmaz, kutsal ve dokunulmaz bir varlık gibi görünür. Kölenin gözünde o, insanların taparcasına saygı duyduğu bir kudretin simgesidir. Ancak roman ilerledikçe bu ihtişamlı görüntünün arkasında korkuları, hataları ve zaafları olan bir insan olduğunu görürüz. Böylece Livaneli, iktidarın aslında ne kadar kırılgan olduğunu gösterir.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, bir sözle insanın hayatını sonlandırabilecek kadar büyük bir güce sahip olan kişinin bile zamanla yaptığı hataları fark etmeye başlamasıdır. Bu fark ediş, iktidarın sadece başkalarını değil, sahibini de değiştirdiğini anlatır.
Siyasetle uğraşan herkesin içinde yükselme arzusu vardır. En tepeye çıkmanın bedelinin ağır olduğunu bilseler bile insanlar o zirveye ulaşmak ister. Roman tam da bu noktada iktidarı bir ateşe benzetir: Ona yaklaşan herkes biraz yanar, biraz değişir. Güç büyüdükçe insanın kendini görmesi zorlaşır.
Bu yüzden “Engereğin Gözü”, yalnızca bir tarih hikâyesi değil; iktidarın insan ruhunu nasıl dönüştürdüğünü anlatan evrensel bir anlatıdır. Roman bize şunu hatırlatır: İktidar çoğu zaman ihtişamlı görünür, fakat ona bakan gözler çoğaldıkça insanın içindeki zehir de engereğin bakışı gibi yavaş yavaş ortaya çıkar.