El Kızı
Okuduğum ve beğendiğim kitapları iki üç sene sonra hatırlamadığımı fark edince, yazabildiğim kadar yazıp bu hafıza kaybını inceleme yaparak azaltmak istediğimi fark ettim.
Son okudularımdan olan El Kızı’nı da ileride unutmak istediğim kitaplardan. Benim için önemli bir kitap aslında çünkü kitap okuma hevesimi bana geri kazandırdı bir nebze de olsa. O kadar akıcı ve tansiyonu düşmeyen bir hikayesi,anlatımı var ki.
Nazan’ın hikayesini, onun günlük hayatını ve karakterini tanıyarak başlıyoruz. Her şeyden önce bir toplum eleştirisi olduğunu unutmadan tabi. “Böyle insanlar da var gerçekten” demek için. Nazan’ın ağzı var dili yok, öksüz ve yetim olması nedeniyle teyzesiyle büyümüş. Soğuk ve mesafeli karakterinin sebebi de biraz teyzesinin öğütleri ,“erkekler yılışık karı sevmez”,biraz da kendi huyu. Vur ensesine al ekmeğini deyimi tam oturuyor Nazan’a. Saygısızlık yapmamaya çalışırken kendi öz saygısını kaybediyor. Karakterlerin dediği kadar var neredeyse, ruhsuz biri gibi Nazan. Hayatta mücadele nedir bilmiyor. Kim ne derse yapmış. Evlen demişler evlenmiş. Çocuk demişler doğurmuş. Kendisi için yaşamamış hiç.Kitabın tüm özeti bile olabilir şu cümle. Fakat ahlakı muazzam. Gavur bir kaynanası var Nazan’ın. Gençliğinde işlediği günahları geçmişine gömüp din kisvesi altında kendine yeni bir karakter oluşturmuş, dininde imanında gözükse de aslında alakası bile olmayan, okudukça nefret edeceğiniz bir karakter. Burda yazarın gözlem yeteneğine hayran kaldım çünkü bu karakteri belki yüz kere görmüşüzdür orda burda. Bu yüzyılda bile hala varlar. Taa o yıllardan geldiklerini bilmek de çok aydınlatıcı. Bu kaynana eziyet ediyor kısaca Nazan’a, aşağılıyor örseliyor fakat Nazan’ın bir kere bile karşı geldiğini görmüyoruz. Kocasınınsa tek istediği daha cana yakın, daha konuşkan işveli bir karısının olması. Burda kocasının da iyi yüzlülüğü oldukça can sıkıcı çünkü annesinden kaynaklı bir soğukluk olduğunu biliyor karısı ile arasında. Anne, hayatında kocalarından görmediği değeri oğlundan görmeye çalışıyor ve gelinini örselemesinin en büyük sebebi bu. Oğlu da farkında fakat eyleme geçmiyor. Ta ki Nazan’ın yerine onun tam tersi olan Jale gelene kadar. Jale karakteri kesinlikle favorim oldu. Geçmişine bakmadan, kendi öz güveniyle neleri başardığını görmek takdir edilesiydi. Ne kendine, ne ailesine laf söyletti roman boyunca. Merhametliydi, vicdanlıydı ve olması gerektiği gibi hayatta kalmak, çıkarlarını savunmak için yapması gereken her şeyi sabırla ve zamanla başardı. Önemli bir güçlü kadın örneği olduğunu düşünüyorum. Modern anlamda değil, fakat o dönemde kendini hiç kimseye ezdirmemenin, kendi hayatını özgürce yaşamak için çabalamanın güzel bir örneği. Evin hakimiyetini adım adım kazanması, kocasına ev işlerini bile kitlemesi ama her şeyden önce ne olursa olsun, her şeyi kaybetse de baştan başlamaktan asla çekinmemesi etkileyiciydi.
Kitabın sonunda kaynananın yeterince eziyet çekmediğini düşünüyorum. Fakat herkes hak ettiği cezayı aldı Nazan da dahil olmak üzere. Onun suçu da hayatta yaşadıklarından ders almamasıydı maalesef. Olan Haldun’a oldu. Nerden baksan ağır bir travma yaşadı. Ama annesine çekmediğinden kesinlikle atlatır.