·456 syf.····Okunma: 07 Mart 2026 10:49 Birinci kitabı okuyup incelemiştim yakın bir zamanda. İkinci kitabı da bu hafta okumuş bulunmaktayım.
Kitabın ikinci yarısı, 1780 yılındaki Gordon Ayaklanmaları üzerine kuruludur. İlk başta masum bir protesto gibi görünen hareket, Londra'nın alevler içinde kaldığı, hapishanelerin boşaltıldığı ve hukukun yok olduğu büyük bir anarşiye dönüşür.
SPOİLER
Saf ve yönlendirilmeye açık olan karakterimiz Barnaby, istemeden bu isyanın bir parçası olur. Lord George Gordon’un peşindeki kalabalığa katılır, ancak bu özgürlük yürüyüşü onun hapse girmesine ve idama mahkûm edilmesine yol açar.
Yıllardır süren Haredale cinayetinin gizemi aydınlanır. Katilin aslında Barnaby’nin babası (Rudge) olduğu ortaya çıkar. Yıllarca saklanan bu karanlık geçmiş, isyanın yarattığı kargaşada gün yüzüne çıkar.
Sonunda adalet bir şekilde yerini bulur. Edward Chester ve Emma Haredale, Dolly Varden ve Joe Willet kavuşur. Barnaby ise, Gabriel Varden gibi dostların araya girmesiyle idamdan kurtulur ve annesiyle birlikte huzurlu, kırsal bir hayata çekilir. Sadık kuzgunu Grip ise her zamanki gibi yanındadır.
Barnaby, aslında o devasa siyasi ve dini kavgaların ne anlama geldiğini bile kavrayamayan bir saflığa sahipti. O sadece bayrakları, kalabalığı ve hareketliliği sevmişti. Dickens burada şunu çok net gösteriyor: Kitle hareketleri başladığında, en masum ve en savunmasız olanlar genellikle ilk kurban edilenler olur. Barnaby'nin suçlu olarak görülüp idama mahkûm edilmesi, aslında o dönemki adaletin ne kadar kör ve acımasız olduğunun bir kanıtıydı denilebilir.
Joe Willet’ın savaştan bir kolunu kaybederek dönmesi ama Dolly’ye kavuşması, Dickens’ın okuyucusuna verdiği bir ödül gibi. O kadar kaos ve yangından sonra, "Hayat her şeye rağmen devam ediyor ve iyiler kazanıyor."mesajını vermek istemiş.
Aşırı bayılmasam da fena bir seri değildi. Beklentim İki Şehrin Hikayesi gibi olunca biraz yetersiz gibi geldi ama yine de güzel ve anlamlı bir hikayeydi.