Maria Luisa Bombal’ın Kefenli Kadın kitabını okumaya başladığımda oldukça farklı bir anlatıyla karşılaştım. Roman, ölmüş bir kadının hikâyesini anlatıyor. Kadının ruhu geçmişteki insanlarla bir nevi sessiz bir hesaplaşma yaşıyor geçmişteki anılar üzerinden; ilk aşkıyla, çocuklarıyla, eşi, babası ve kardeşleriyle. Aslında bu konuşmalar, hayatı boyunca söyleyemediği, içinde tuttuğu her şeyi dile getirmesi gibi.
Kitapta dikkatimi çeken önemli noktalardan biri, kadın karakterlerin birbirinin aynası gibi olması. Hepsinin aslında içimizden biri olması. İhtiyaç duyduğu ve çok sevdiği kişi tarafından terk edilen, kocası tarafından eziyet gören, çok güzel olduğu için eve kapatılan, kendini başkalarıyla kıyaslayan, kendini çirkin ve değersiz hissederek intihar eden kadın. Ve de kendisini sevmeyen ve bunu bildiği halde buna razı olan kefenli kadının kızı.. Bizler de bazen inatla durmamamız gereken noktada dururuz, duruyoruz.
Kitapta erkeklere karşı dil yer yer sert. Erkeklerin çoğu zaman gerçekçi olmadığı, korkak oldukları ve olgun davranışlar sergilemedikleri dile getirilir. Erkek kardeşinin geçmişte bir kadını yargıladığı için sevmediği biriyle evlenmesini, oğullarının ise kendilerini geliştirememesini ve olgunlaşamamasını ve de sevse de giden ve aldatan koca ve sevgili. Çok güzel olduğu için karısına güvenmeyen ve güzelliğinin bedeli ödetilen kadından ötürü sert dilin haklı olduğunu hissettiriyor okuyucuya.
Kitapta şöyle bir cümle var: “Bir takım şeyleri anlamanız için ölmeniz mi gerek?” ve ardından “Ah Tanrım, sevgili Tanrım, anlaşılmak için ölmek şart mı?” diye. Bu cümleleri okurken şunu düşündüm: Belki de bazı şeyleri gerçekten anlayabilmek için insanın bir kez ölmesi gerekiyor. Elbette gerçek anlamda değil; ama sanki insanın hayatında bir kırılma yaşaması, bir şeyi kaybetmesi gerekiyor. Ancak o zaman bazı gerçekleri fark edebiliyor.
Kitap bittiğinde geriye bir kadının hayatı boyunca içinde taşıdığı kavgalar ve dönüşümler kalıyor. Kadının yaşamı boyunca sakladığı duygular ölümden sonra birer birer ortaya çıkıyor. Kocasıyla olan ilişkisini, kırgınlıklarını ve hesaplaşmasını ancak ölümden sonra açıkça düşünebiliyor.
Roman aynı zamanda kadın–erkek ilişkilerinin içinde çoğu zaman konuşulmayan tarafını gösteriyor. Oysa belki de konuşulsa çözülebilecek pek çok şey, insanların içinde kalıyor. Söylenmeyen sözler, bastırılan duygular ve ertelenen hesaplaşmalar zamanla daha da büyüyor.
Sevgi de romanda oldukça karmaşık bir şekilde ele alınıyor. Bazen sevgi var gibi görünse de karşılıksız kalıyor, bazen de sevginin karşıtı olan duygularla iç içe geçiyor. İhanetler, kırgınlıklar ve yanlış seçimler bu ilişkilerin bir parçası oluyor.
Romanın en güçlü taraflarından biri de kadın olmanın zorluklarını göstermesi. Kadının içinde bulunduğu duygusal sıkışmışlık, beklentiler ve hayal kırıklıkları açıkça görülüyor. Ama hikâye tek taraflı bir suçlama da yapmıyor. Kadının da hataları var, Bu yüzden roman yalnızca bir ilişkiyi değil, insanların birbirini anlamakta ne kadar zorlandığını ve bu zorlukların hayat boyunca nasıl taşındığını gösteriyor.
Kitabın kurgusu oldukça etkileyiciydi..çeviride benim hata diye gördüğüm kısımları anlamın bulanıklığından kaynaklı olduğu idrak ettim. Yorumumu okuyup benimle iletişime geçen Seda Mellor Seda Hanım'a ilgisi, nazik ve anlayışlı tavrı için çok teşekkür ederim.
Merhabalar. Kitabın çevirmeniyim. Bahsettiğiniz hatalardan örnek verebilirseniz çok memnun olurum, ikinci baskıda düzeltebiliriz böylece. Çok teşekkürler, iyi akşamlar.
Merhaba, ilgi ve dönüşünüz için çok teşekkür ederim.. Böyle bir kitabı da çevirerek biz okurlara sunduğunuz ve emeğiniz için de teşekkürler ayrıca.. Mail adresinizi mesaj olarak iletirseniz tabiki de iletirim. 🍀