Ahmet Ümit, bu eserinde sadece bir cinayetin izini sürmüyor, aynı zamanda İstanbul’un kalbi Beyoğlu’nun geçirdiği sancılı dönüşümü ve yitip giden mahalle kültürünü bir ağıt gibi işliyor. Başkomser Nevzat’ın adalet arayışı, aslında şehrin karanlık sokaklarında kaybolmuş vicdanların sesidir. Yazar, suçun sadece kişisel bir tercih değil, toplumsal bir çürümenin sonucu olduğunu hatırlatırken; okuyucuyu kentsel dönüşümün soğuk yüzü ile eski Beyoğlu’nun o meyhane kokulu, dumanlı ve hüzünlü atmosferi arasında hüzünlü bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, "en güzel abilerin" bile kirlendiği bir dünyada, geriye kalan tek sığınağın dürüst bir vicdan olduğunu etkileyici bir dille anlatıyor.