Nar Ağacı
“Puşkin otağından çıktığında Settarhan ilk anda her yanı kırılıp dökülecek, kemikleri dağılacak sandı. Fakat hayret! Kuşlar kadar hafiflemişti. Cafer’le vedalaştı, bir iki adım attı. Hah işte! Azerbaycan çaycısı tezgâhını daha iyi bir yere kuramazdı. Kapı önündeki alçak sandalyelerden birine oturdu. Sırtını duvara verdi. Karşısında bir dağ gibi yükselen Nari Kala’yı seyretmeye başladı. Çaycının sesiyle kendine geldi. Porselen demlik, çini fincan, ayva murabbası. Demliği fincana doğru eğdi. “Koyu çay rengi”; başka adı olamazdı bu rengin. Üzerine sıcak su ilâve etti. İncecik limon dilimlerinden birini usulca fincana bıraktı. Renk, koku, sıcaklık; ilk yudumda tamamdı. Lâtif bir esinti ruhuna değdi, yumdu gözlerini Settarhan, yaşamak çok güzeldi.”