Puan vermedi·152 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Mart 2026 12:41 Mazlume’nin Suçu Kadın Olmak mıydı?
Ah Mazlume ah… diye iç çekmeden edemedim. Küçük yaşta annesiz ve evsiz kalan Mazlume, sokaklarda dilencilik yaparak yaşamaya çalışır. Bir kız çocuğu için hayat bundan daha ne kadar kötü olabilir ki diye düşünürken, Mazlume’yi bu sefil hayattan kurtaran bir el uzanır: Mihriban Hanım. Onu kızı İkbal ile yaşadığı eve götürür.
Tam “Mazlume’nin hayatı kurtuldu” diye düşünürken kitabın ismi beni rahatsız etmeye başladı. Sefillik bitmedi mi? diye düşündüm.
Zamanla anlarız ki Mihriban Hanım’ın evi de aslında başka bir karanlığın içindedir. Bir zamanlar kendisinin yaptığı günahı şimdi kızının hayatı üzerinden sürdürmektedir. İkbal’in ağzından, Mazlume’nin sığındığı evin tüyler ürperten gerçeğini öğreniriz. Mazlume ilk başta korksa da başka bir seçeneği yoktur; çünkü dışarıda onu bekleyen yine açlık ve soğuk sokaklardır. Böylece sefillik hayatı onu adım adım bir bataklık gibi içine çekmeye başlar.
Hikâyenin temeli bana “doğduğun ev kaderindir” düşüncesini hatırlattı. İki farklı kadın, iki farklı hayat yaşasa da sonları ortak bir trajediye varır.
Mazlume annesini küçük yaşta kaybetmemiş olsaydı ve sokağa düşmeseydi…
Ya da İkbal’in annesi Mihriban olmasaydı…
Belki de hiçbir şey böyle olmazdı diye düşünmeden edemedim.
Bir de hikâyeye cinsiyet açısından bakınca başka bir soru ortaya çıkıyor: Bu hikâyelerdeki kadınlar erkek olsaydı kaderleri yine bu kadar kolay ziyan olur muydu? Sanmıyorum. Roman bana bir kadının düşüşünde çevrenin ve toplumun ne kadar büyük rol oynadığını açıkça gösterdi.
Mazlume’nin hikâyesi bana şunu düşündürdü: Bazı hayatlar hatalardan değil, yanlış insanların arasında doğmaktan kaybedilir. Mazlume’nin suçu yanlış insanlar arasında doğmak değil, yanlış insanın elini tutmak oldu.