Yazıldığı dönemde yasaklanan, gerçek bir olayı anlatan bir kitap.
Yazar kitabı üç bölüme ayırıyor, ilk iki bölümde kendisinin de ifade ettiği gibi bilinç akışıyla aktarmaya çalışmış. Ve bu ilk iki bölümü okurken zorlandığımı söyleyebilirim. Noktalama işaretlerini neredeyse hiç kullanmadığı iki bölüm olmuş. Üçüncü bölümde ise Yalçının kaleminden olayların gelişimini bizlere anlatıyor. Yazar bu kitabı yazarken oldukça büyük bir emek harcadığını mahkemeye verdiği savunmada anlatıyor. Kitap müstehcen içerikler içerdiği için yasaklanıyor, evet kitabın bir kaç bölümünde bu tarzda anlatımlar az da olsa mevcut, yazar bunları kitaptan çıkardığımda kitabın pek bir anlamının kalmayacağını anlatıyor. Okurken insanı rahatsız eden anlatımlar ama günümüzde bu tür olaylarla neredeyse her gün bir şekilde karşılaşıyoruz.
Kitapta doğduğu günden başlayarak sürekli bir baskı altında tutulan Melek’in sadist bir kişiliğe sahip olduğunu düşündüğüm Hüsrev Bey’le tanıştıktan sonra yaşadığı (insan okurken onun yaşadıklarını kaldıramıyor) vahşeti anlatıyor. Hüsrev kahramanı aslında kitabın en temel kahramanı bana göre. Josette adındaki ilk karısından intikam almak için Melek’i kullandığını düşündüm kitap boyunca. Melek’i hep onun yerine koyup farklı erkeklerle zorlayarak ilişkiye girmesine sebep oluyor ve bunu bir köşede oturarak büyük bir zevkle izliyor. Melek neden kendisine yapılanlara sessiz kalan bir karakter, bunun da sorgulanması gerekiyor. Ailesi içerisinde gördüğü baskı, küçük yaşta babasını kaybetmesi, üvey babasıyla birlikte yaşamak zorunda kalması. Bütün bu etkenler Melek’te bir tür öğrenilmiş çaresizliği geliştiriyor ve yaşadıklarını tepkisiz bir şekilde kabul ediyor. Yalçın ise Melek’le dostane bir ilişki kurmaya çalışan henüz lise mezunu idealist bir genç. Yaşananlardan habersiz bir şekilde Melek’le yakınlaşmaya çalışıyor, yaşanan olayları öğrendikten sonra o da diğer herkes gibi Melek’ten faydalanıyor ve bundan sonra Melek’i kurtarmaya karar veriyor fakat bu kurtarmayı ne için yaptığını bilmiyor. İçinde bir çatışma yaşıyor.
Kadınlar cesur olmadığı, yaşadıkları karşısında sessizliğini koruduğu müddetçe maalesef Melek gibi örnekler sürekli olarak karşımıza çıkmaya devam edecek gerçek hayatta.
Dünyayı cesur kadınlar güzelleştirip, özgürleştirecektir.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.