Bilinmeyen bir zamanda ölümcül bir virüs sebebiyle hayvan eti tüketimi yasaklanıp tüm hayvanlar itlaf ediliyor. Devlet protein açığını karşılamak için insan eti tüketimini yasallaştırıyor ve ‘özel et’ tabiri ile çiftliklerde insan eti üretiliyor. Olaylar bu kesimhanelerden birinde çalışan Marcos aracılığla anlatılıyor. Kitabı okurken Körlük kitabında hissettiğim bazı duyguları anımsadım.
Yazar Körlük’teki gibi koşullar kötüleştiğinde medeniyet denilen o tek dişi kalmış canavarın nasıl çöküşe uğradığını, merhamet kavramının nasıl yok olduğunu gözler önüne seriyor. Toplumsal çöküşü, insanın her şeye uyum sağlayıp nasıl vahşileşebileceğini, bireyin düşünmeden, sorgulamadan itaat edişini çarpıcı bir dil ile aktarıyor. Yazar bu aktarımı da sade dil ve duygusuz bir anlatım ile yapıyor ve bu duygusuz anlatım ile asıl amacına ulaşıyor .
Rahatsız edici, mide bulandırıcı kısımları olduğu için hassas okurların dikkatine!
“Salaklaşma. Bizi kontrol ettiklerinin farkında değil misin? Birbirimizi yememizle nüfus fazlalığını, fakirliği, suç oranını denetim altına alıyorlar, daha sayayım mı, bunu görmüyor musun?"
“Bu dünyadaki tüm kötülüklerin sebebi insandır. Bizler kendi kendimizin virüsüyüz.”