İskender Pala’nın Azdahak romanını az önce bitirdim. Bu roman için yalnızca “Osmanlı polisiyesi” demek doğru olur ama bence eksik kalır.
Roman, 1570’li yıllarda Osmanlı İstanbul’unda gökyüzünde görülen bir kuyruklu yıldızla başlıyor. Halk bu göksel olayı uğursuzluk sayarken, şehirde ardı ardına esrarengiz olaylar yaşanmaya başlıyor. Bu olayları araştırmakla görevlendirilen iki hafiye; Emanet ve Karabarut, gerçeğin peşine düştükçe çok daha karanlık ve akıl almaz bir dünyayla karşılaşıyorlar.
Karşılarına çıkan şey, sapkın ayinler yapan gizli bir tarikat. Bu tarikat; özürlü, sakat ya da toplum tarafından dışlanmış insanların dini duygularını sömürerek müridler topluyor ve üstelik devletin üst kademelerinde bulunan bazı isimlerin de bu yapılanmayla bağlantılı olduğu anlaşılıyor. Tarikatın gerçekleştirdiği tüyler ürpertici ayinlerin merkezinde ise kaçırılan hamile genç kadınlar var. Karabarut’un yengesinin de bu ayinlerde kurban edilmek üzere kaçırılması, hikâyeyi çok daha kişisel ve çarpıcı bir noktaya taşıyor.
Romanın kurgusu oldukça güçlü. Çok “ters köşe” bir polisiye olmasa da merakı sürekli diri tutmayı başarıyor ve okuru şaşırtmayı ihmal etmiyor. Bunun yanında eser, bizi 1577 yılında Osmanlı İstanbul’unda bir Ramazan ayının atmosferine götürmesi bakımından da çok etkileyici. Dönemin toplumsal yapısı, batıl inanışları, mitoloji ve dinler tarihiyle kurulan bağlantılar romana ayrı bir derinlik katıyor.
İskender Pala’nın akıcı diliyle birleşince ortaya hem sürükleyici hem de tarihsel atmosferi güçlü bir roman çıkmış. Ben büyük bir merakla ve keyifle okudum. Azdahakİskender Pala