·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 09 Mart 2026 00:54 Menekşe Toprak, bu romanda gerçekten çok ağır, sarsıcı bir konuyu ele alıyor: Çocuklukta yaşanan cinsel istismar ve bunun bireyin hayatında bıraktığı kalıcı izler.
12 yaşında korkunç bir şiddete maruz kalan Peri’nin hikâyesi bu.
Peri’nin tüm hayatını şekillendiren, kimliğini, ilişkilerini ve dünyaya bakışını kökten değiştiren bir olay. Özellikle romanın ilerleyen bölümlerinde, Peri’nin yetişkinliğinde yaşadığı psikolojik yansımalar, okul yıllarında ortaya çıkan kırılmaları ve travmanın yıllar boyunca nasıl sürdüğünü çok çarpıcı bir şekilde anlatıyor. Olayı iki kişinin gözünüzden dinliyoruz. Bir yanda Peri, diğer yanda ise bu suçu işleyen kişinin oğlunun bakış açısı var.
Bu çift bakış açısı, sadece mağdurun yaşadıklarını değil, suçun çevresinde oluşan o sessizlik ve inkar kültürünü de önümüze seriyor. Belki de en sarsıcı nokta, Peri’nin annesi ve failin annesi. İkisi de her şeyi biliyor ama görmezden geliyor. Bu, sadece bireysel bir ahlaki zafiyet değil; aynı zamanda toplumsal bir sorun. Çünkü roman, suçun sadece failde olmadığını, çoğu zaman sessizlik, inkâr ve görmezden gelmenin de bu suça zemin hazırladığını çok net gösteriyor. Bu yönüyle Peri, sadece bir bireyin trajik hikâyesini anlatmıyor; aynı zamanda toplumsal sorumluluk, empati ve farkındalık üzerine bizi düşünmeye davet ediyor. Bugün benzer olayların sık sık gündeme geldiğini düşündüğümüzde, bu romanın en büyük katkılarından biri, okuru empatiye davet etmesi. Peri’nin hikâyesi, bize çocukların ne kadar kırılgan ve korunmaya muhtaç olduğunu çok net bir biçimde hatırlatıyor. Sessiz kalmanın, görmezden gelmenin, susmanın ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurduğunu bize net bir biçimde gösteriyor. Bu yüzden, bu romanı sadece edebi bir metin olarak değil, toplumsal farkındalık ve empatiyi geliştiren önemli bir rehber olarak da görüyorum.
Mutlaka okunmalı