Suskunluğun En Gürültülü Hali: Peri
Uzun zamandır bir kitap beni bu kadar derinden sarsmamıştı. Peri, bir ölümün ardından geçmişle yüzleşen bir hikâye gibi başlıyor. Ama aslında çok daha ağır bir şeyi anlatıyor: Çocuk istismarı ve bunun etrafında örülen büyük sessizliği...
Eser, toplumda "sübyancı" diye bilinen A. diye bildiğimiz bir karakterin, Peri isimli on iki yaşında bir kızla olan ilişkisini anlatıyor. Kitapta bir de Kaan var A'nın oğlu, dönüşümlü olarak Peri ile onun ağzından devam ediyor roman.
Kitapta beni en çok etkileyen şey, anlatılan olaydan çok, o olayın etrafındaki sessizlikti. Evet, ortada korkunç bir suç var. Ama asıl yıkıcı olan, bunun bile bile görmezden gelinmesi.
Failin etrafındaki kadınlar… annesi, eski eşi, kardeşi… Hepsi bir şekilde gerçeği saklamayı ya da kaçmayı seçiyor.
Peri ve Kaan, her ikisinin de çocuklukları ellerinden alınmış. Kaan daha şanslı çünkü annesi onu koruyor. Ama Peri’nin annesi…
Orada bir şey tamamen kırılıyor. Çünkü o ne korkudan ne de çaresizlikten, doğrudan kendi çıkarı için susmayı seçiyor. Bir çocuğun en güvende olması gereken yerde, tamamen yalnız bırakılması… Bunu okumak gerçekten çok ağırdı.
Lolita ile kurulan bağ da çok çarpıcıydı. Vladimir Nabokov’un Lolita'sında olayları failin gözünden okurken, burada tam tersine mağdurun sessizliğiyle yüzleşiyoruz. Her iki kitap da çocukluk ve masumiyet kavramlarını merkeze alsa da, yaklaşım ve ton bakımından neredeyse zıt iki dünya sunuyor. Peri, bir gölün derinliklerindeki sessiz bir yansıma gibiyken, Lolita, fırtınalı bir nehir gibi kontrolsüz ve yoğun bir şekilde akıp gider.
Sonuç olarak Peri, benim için sadece bir roman değil; aynı zamanda bir yüzleşme çağrısıydı. Yazar, bizlerden tek bir şey istiyor:
Görmek. Ve artık susmamak.
"Ah, beni ergenlik çağının kol gezdiği