•Yeryüzü Sürgünleri, savaşın yalnızca cephelerde yaşanmadığını, en derin yaraların insanların kalplerinde açıldığını hatırlatan etkileyici bir roman. Şule Akşun, göç etmek zorunda kalan insanların kayıplarını, özlemlerini ve yeniden kök salma çabalarını sade ama güçlü bir anlatımla aktarıyor.
•Roman, savaşın yıkıcı etkilerini fiziksel çatışmalardan çok insan ruhunda bıraktığı izler üzerinden ele alıyor. Geride kalan yıkılmış şehirlerden ziyade, hayatları altüst olan insanların sessiz mücadelelerine odaklanıyor. Aidiyet, yurt özlemi ve hayata tutunma çabası hikâyenin merkezinde yer alırken, umut duygusu tüm acıların arasında kendine yer bulmayı başarıyor.
•Şule Akşun’un üslubu, sakin ama derinden etkileyici. Ağdalı cümlelere başvurmadan karakterlerin acılarını, özlemlerini ve dayanıklılıklarını hissettirmeyi başarıyor. Dramatik bir hikâye anlatmasına rağmen ajitasyona düşmemesi, romanın en güçlü taraflarından biri. Okuduktan sonra etkisi uzun süre devam eden, duygusal derinliği yüksek bir roman.
Hikâye, Milli Mücadele yıllarında Türkiye'nin Ege kıyılarında geçiyor. Yıllarca aynı topraklarda barış içinde yaşamış olan Müslüman ve Rum halkının, araya giren savaş ve işgalle birlikte nasıl kutuplaştığını ve birbirine düşman kesildiğini ele alıyor. Hasan, sevdiği ve komşusu olduğu insanlara silah doğrultmamak için her şeyi geride bırakarak yaşadığı yeri terk eder. Gider gitmesine ama yolu yine cepheye düşer. Theo ise bu savaşta oğlunu kaybetmiş bir adamdır. Hasan'ı yaralı hâlde bulduktan sonra onu kendi evladı yerine koyar, ona iş bulur ve kök salması için yeni bir yuva açar. Onlar, insanlığın ve aile olmanın dininin ya da ırkının olmadığının en güzel örneğini verirken, yaşanan onca şeye rağmen okurlara insanlığı hatırlatır...
Esasen, şu mutluluk denilen, ele avuca gelmez kuşu yakalamak, o kadar da zor değildi. Mutluluk; her yer karanlıkken, bir çocuğun yüzündeki aydınlığa ve saflığa güvenmekti.