Ceyda Atagün

Puan vermedi·216 syf.··
2026 23. kitabı
İlk olarak söylemeliyim ki bu kitap bana hiç yaşamadığım, tatmadığım doksanlı yılları öyle güzel ve içten hissettirdi ki; okurken hem içimi sıcacık yaptı hem de tuhaf bir şekilde tanıdık geldi. Çünkü karakterler o kadar gerçekçi ve bizdendi ki kitap boyunca kahkaha da hüzün de peşimi hiç bırakmadı. Mihrap, Asiye Teyze, Tülay ve Ayten Abla, Jüli, Dalyan, Şevket Dayı ve daha niceleri sayesinde o mahalle hissini iliklerime kadar hissettim. Okumaya başladığımda sakin bir hikâye beklerken, bitirdiğimde içimde tatlı bir burukluk ve karakterlere duyduğum özlem kaldı. Her sayfasında biraz hüzün, biraz umut ve bolca samimiyet bulduğum bir kitap oldu. Roman, doksanlı yılların sonunda bir mahallede yolları kesişen, birbirine tutunmaya çalışan insanların; özellikle de kadınların hikâyesine odaklanıyor. Sadece bir dönemi değil, komşuluğu, mahalle baskısını, dayanışmayı, aşkları tüm yalınlığıyla anlatıyor. Mihrap'ın hikâyesine ortak olmak o kadar güzeldi ki... Yazar dönemin ruhunu öylesine başarılı yansıtmış ki okurken arka planda çalan şarkıları duyuyor, mahallenin kokusunu alıyor ve o yılların televizyon programlarını, oradaymış gibi hissediyorsunuz. Mizah ve hüzün son derece dengeli sade bir şekilde abartıya kaçmadan harmanlamış. Karakterler hatalarıyla, korkularıyla, sevinçleriyle ve kırgınlıklarıyla son derece gerçekler. Sanki yan dairemizde oturan komşularınız gibiler. “Bizim Zamanımız”, geçmişe duyulan sıradan bir nostaljiden çok daha fazlası. Kaybettiğimiz değerlere, birlikte “biz” olabildiğimiz zamanlara ve her şeye rağmen Mihrab'ın hayat dolu mücadelesine bizi ortak eden çok değerli bir eser.
1000Kitap
Bizim ZamanımızSinem Sal · Karakarga Yayınları · 20211,855 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·208 syf.··
2026 22. kitabı
•Yeryüzü Sürgünleri, savaşın yalnızca cephelerde yaşanmadığını, en derin yaraların insanların kalplerinde açıldığını hatırlatan etkileyici bir roman. Şule Akşun, göç etmek zorunda kalan insanların kayıplarını, özlemlerini ve yeniden kök salma çabalarını sade ama güçlü bir anlatımla aktarıyor. •Roman, savaşın yıkıcı etkilerini fiziksel çatışmalardan çok insan ruhunda bıraktığı izler üzerinden ele alıyor. Geride kalan yıkılmış şehirlerden ziyade, hayatları altüst olan insanların sessiz mücadelelerine odaklanıyor. Aidiyet, yurt özlemi ve hayata tutunma çabası hikâyenin merkezinde yer alırken, umut duygusu tüm acıların arasında kendine yer bulmayı başarıyor. •Şule Akşun’un üslubu, sakin ama derinden etkileyici. Ağdalı cümlelere başvurmadan karakterlerin acılarını, özlemlerini ve dayanıklılıklarını hissettirmeyi başarıyor. Dramatik bir hikâye anlatmasına rağmen ajitasyona düşmemesi, romanın en güçlü taraflarından biri. Okuduktan sonra etkisi uzun süre devam eden, duygusal derinliği yüksek bir roman. Hikâye, Milli Mücadele yıllarında Türkiye'nin Ege kıyılarında geçiyor. Yıllarca aynı topraklarda barış içinde yaşamış olan Müslüman ve Rum halkının, araya giren savaş ve işgalle birlikte nasıl kutuplaştığını ve birbirine düşman kesildiğini ele alıyor. Hasan, sevdiği ve komşusu olduğu insanlara silah doğrultmamak için her şeyi geride bırakarak yaşadığı yeri terk eder. Gider gitmesine ama yolu yine cepheye düşer. Theo ise bu savaşta oğlunu kaybetmiş bir adamdır. Hasan'ı yaralı hâlde bulduktan sonra onu kendi evladı yerine koyar, ona iş bulur ve kök salması için yeni bir yuva açar. Onlar, insanlığın ve aile olmanın dininin ya da ırkının olmadığının en güzel örneğini verirken, yaşanan onca şeye rağmen okurlara insanlığı hatırlatır...
1000Kitap
Yeryüzü SürgünleriŞule Akşun · Destek Yayınları · 202627 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 20. kitabı
Bazı kitaplar bir hikâye anlatır, bazıları ise okuru kendi iç dünyasında uzun bir yolculuğa çıkarırmış. Sevgili Mayakovski: Tahran'dan Mektuplar ise tam da bu türden bir eser. Mektup formunda kurgulanan kitapta anlatıcı düşüncelerini ve içsel sorgulamalarını Rus şair Vladimir Mayakovski’ye hitaben kaleme alıyor. Bu tercih, esere yalnızca samimi bir anlatım kazandırmakla kalmıyor; aynı zamanda farklı coğrafyalar ve zamanlar arasında edebi bir köprü kuruyor. Zeki Bulduk’un dili sade görünse de duygusal yoğunluğu oldukça yüksek. Uzun bir mensur şiir hissi veriyor. Mektuplar boyunca yazarın yalnızlığına, kırgınlıklarına ve hayatı anlamlandırma çabasına tanıklık ediyoruz. Bu nedenle kitap, hızlı akan olay örgülerinden hoşlanan okurlardan çok; altı çizilecek cümleleri seven, edebiyatın düşünsel ve duygusal yönüne yakın duran okurlara hitap ediyor. Sindirilerek okunmayı isteyen, her bölümünde yeni bir duygu ve düşünce bırakan bir eser. Eğer mektup türünün içtenliğini seviyor, edebi ve melankolik metinlerden hoşlanıyorsanız Sevgili Mayakovski: Tahran'dan Mektuplar size iyi gelebilecek kitaplardan biri. Kitabı kapattığınızda geriye olaylardan çok duygular, görüntüler ve zihninizde yankılanan cümleler kalıyor.
1000Kitap
Sevgili MayakovskiZeki Bulduk · Dekalog Yayınları · 202628 okunma
8/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Japon edebiyatının kendine özgü dinginliğini taşıyan Balarıları ve Uzaktaki Gök Gürültüsü, okurken sanki ruhumun derinliklerine indi. O kadar güzel ve samimi bir üslubu vardı ki sayfaları çevirirken kendimi bir okuyucu gibi değil, konser salonunun en ön sırasında büyülenmiş bir seyirci gibi hissettim. Yazar, kelimelerle adeta müzik yaparken aynı zamanda kulaklarımda piyano ezgileri hissettiren çok estetik ve akıcı bir anlatı sundu. Edebi ve sanatsal yönü ağır basan, huzur verici ama bir o kadar da sürükleyici bir eser. Rekabetten ziyade müziğin doğasını, tutkuyu ve sanatsal arayışı merkezine alması da dostça bir hava katmış. Kitabın en sevdiğim tarafı, istisnasız, Riku Onda’nın büyüleyici bir şekilde işitilebilen bir sanatı tamamen görsel ve yazılı bir metne dökebilmesi oldu. Bach, Beethoven, Rachmaninoff çalınırken yazar sadece notaları anlatmıyor; dinleyicinin zihninde uyanan manzaraları, fırtınaları, evrenin seslerini tasvir ediyor. Roman, Japonya'da düzenlenen prestijli bir uluslararası piyano yarışmasını anlatıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen yetenekli piyanistlerin hem birbirleriyle hem de kendi iç dünyalarıyla olan mücadelelerine tanık oluyoruz. Hikâye temelde dört farklı karaktere odaklanıyor. Aya, çocukken dahi olarak görülen ancak annesinin ölümünün ardından sahnelerden kaçan ve piyanoyu bırakan genç bir kızdır. Akashi ise yaş sınırına dayanmış, evli ve çocuklu, "sıradan" bir müzik mağazası çalışanı. Masaru, kusursuz tekniğe sahip, yarışmanın favorisi olarak gösterilen popüler ve parlak bir yıldızken; Jin, efsanevi bir maestro tarafından keşfedilen, evinde piyanosu bile olmayan, doğanın seslerini piyanoya aktaran 16 yaşında sıra dışı bir çocuktur. Alışılagelmiş yarışma hikâyelerinin aksine, burada yıkıcı veya kötü niyetli bir rekabet olmaması,
1000Kitap
Balarıları ve Uzaktaki Gök GürültüsüRiku Onda · Beyaz Baykuş Yayınları · 202440 okunma
Puan vermedi·66 syf.··
2026 18. kitabı
Kitap, “Madonna” ismiyle ilk etapta akıllara Sabahattin Ali'yi getirse de, yazar bambaşka bir melankolinin peşinden giderek modern ve karanlık bir anlatı sunuyor. Bu klasik bir aşk hikâyesi değil; daha çok tek taraflı, yıkıcı bir takıntının ve insanın kendini kaybetme sürecinin şiirsel bir yansıması. Yazarın kendine has üslubu, aşk, aidiyet, yalnızlık ve insan ruhunun derinliklerindeki kırılganlık etrafında şekilleniyor. Gereksiz detaylardan uzak duran anlatım, hikâyenin özüne odaklanırken okuyucuya kısa ama yoğun bir okuma deneyimi sunuyor. Karakterlerin dış dünyadaki hareketlerinden çok, iç çatışmaları, hayal kırıklıkları ve psikolojik çözümlemeleri ön plana çıkıyor. Muhammet İlkay Kaynak’ın dili yer yer şiirsel, yer yer sert ve acımasız. Özellikle ana karakterin Madonna’ya duyduğu saplantılı hayranlık, kitabın atmosferini tamamen belirliyor. “Kurbağa ile prensesin hikâyesi… ama bu sefer kurbağa anlatıyor” sözü, romanın ruhunu oldukça iyi özetliyor. Hem melankolik, hem şiirsel hem de rahatsız edici bir anlatımı var. Gerçek bir hikâyeden uyarlandığının söylenmesi de metne ayrı bir samimiyet katıyor. Sadece 66 sayfalık bir novella olmasına rağmen temposunu hiç düşürmeden ilerliyor ve bittiğinde okuyucuyu kısa süreli bir boşluğun içinde bırakıyor. Edebi derinliği olan, karakterlerin iç sesini yoğun şekilde hissettiren ve buruk bir tat bırakan kısa anlatıları sevenler için şans verilmesi gereken bir eser.
1000Kitap
MadonnaMuhammet İlkay Kaynak · Luna Yayınları · 20262 okunma