Bu kitap bir hastalığı anlatmaz.
Bir sınırı anlatır.
İnsan ruhunun iki kıyısı vardır:
bir tarafta sevgi, diğer tarafta terk edilme korkusu.
Borderline tam o sınırda yaşayan bir ruh hâlidir.
Alexander Kriss kitabında borderline’ı bir teşhis olarak değil,
bir hayat hikâyesi gibi anlatır.
Borderline kişi için dünya şöyledir:
Sevgi ya sonsuzdur ya da yoktur
İnsanlar ya kurtarıcıdır ya da düşman
Duygular dalga değil, fırtınadır
Bu yüzden borderline insanı çoğu zaman:
çok derin sever
çok hızlı kırılır
çok çabuk terk edilmiş hisseder
Kitap bize şunu söyler:
Borderline insanlar dengesiz değil, çok yoğun yaşayan insanlardır
Sorun duygularının fazla olması değil,
onları taşıyacak iç limanın küçük olmasıdır.
“Borderline kişinin en büyük korkusu yalnızlık değil; sevildiğine inanıp sonra terk edilmesidir.”
Borderline bir bozukluk değil,
yaralı bir kalbin dünyayı aşırı yoğun yaşama biçimidir.
“Borderline insan sevgi istemez; terk edilmeyeceğine dair kanıt ister.”
“Bir gün seni hayatının anlamı yapar, ertesi gün yokluğunu kendini korumanın yolu sanır.”
“Borderline’ın dünyasında duygular his değil, fırtınadır.”
4 “Onların en büyük korkusu yalnızlık değil; sevildiğine inanıp sonra terk edilmektir.”
“Borderline kalp, sevgi ile korkuyu aynı anda taşımaya çalışan bir kaptır.”
“Sınırda yaşayan ruhlar, dünyayı diğer insanlardan daha yüksek sesle hisseder.”
“Bir borderline için bir bakış bile ya cennet olur ya da felaket.”
“İnsanlar onları dengesiz sanır; oysa sorun duygularının çokluğu değil, onları taşıyacak güvenin azlığıdır.”
“Borderline kişi terk edilmemek için bazen ilk terk eden olur.”
“En çok sevgiye ihtiyaç duyan insanlar, çoğu zaman sevgiyi en zor kabul edenlerdir.”