·496 syf.····Okunma: 09 Mart 2026 00:00 Yazar, öncesi ve sonrasıyla Milli Mücadele dönemi egesine bir pencere açmış. Bize dönemi ve insanlarını izletmiş. Bu konuda pek çok araştırma yaptığı da belli oluyor. Fakat "tefrika" ile "roman" arasında çok büyük farklar var. Yazar, ne yazık ki bunun pek farkında değil sanırım. "Roman" dediğimiz, daha sistemli yazılır. Tekniğine uygun yazılır. Okuduğunuz zaman ağızda bir tadı kalır. "Tefrika" gibi lüzumsuz ayrıntılara boğulmaz. Ayrıca yazar, romanın ilk sayfalarında bilinçli bir şekilde dilini eskitmeye çalışmış. Eski sözcükleri metine boca etmiş. Bu da okuyucunun romana girmesini zorlaştırıyor. Halbuki romanın geçtiği devirde yaşamış olan hikâyecimiz Ömer Seyfettin bile, bu kadar yorucu bir dil kullanmıyor. Başkarakter de ne yazık ki iyi çizilememiş. (Spoiler Uyarısı) Başkarakterin Değişimi, bir zaman çizgisi içinde anlatılmıyor da, romanın sonunda aniden, ağzından söyletilmek istenenleri söyletmek için gerçekleşiyor adeta. Romanın ortalarında başına gelenlerden sorumlu gördüğü kişileri tek tek doğrayan adam, sonraki sayfalarda, çatışmada öldürdüğü kişileri aklından çıkaramayıp, günlerce hasta yatıyor. Sonra durduk yere adamları kurşunlayacak kadar tutarsızlaşıyor. Sevdiği kadın, elini öpecek kadar ona yakınlaşmasına rağmen, sonraki sayfalarda utangaçlığını zar zor atıyor. "Gani dayı" karakteri de "Deux ex machina" gibi metine olur olmaz girip başkaraktere müdahalede bulunuyor. Zorlu koşullar altında yaşadığı söylenen köylüler, Hıdrellez günü en güzel giysilerini giyip baharı karşılıyorlar. Başkarakter, bacısının alnından değil de dönem itibariyle toz toprak içinden pek çıkmayan ayağından(!) öpüyor. Dikkatli bakılırsa bunun gibi türlü çeşitli tutarsızlıklar var. "Tarihi roman" yazmak kolay değil. Umarım ki yazar, önümüzdeki çalışmalarına daha titizlikle eğilir.