1000Kitap Logosu
Davut Sakallı
TAKİP ET
Davut Sakallı
@davutsakalli
56 okur puanı
22 Kas 2017 tarihinde katıldı.
95
Kitap
34
İnceleme
55
Alıntı
5
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
YENİ BİR YAYINCILIK ANLAYIŞI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
(●) Basılı kitapların satışına dayanan yayıncılık düzeni sona ermektedir. (●) Basılı kitapların hammaddesi, üretimi ve bağlantılı süreçler ekonomik bakımdan oldukça yüklü bir iş haline gelmiştir. (●) Kitap fiyatları her okurun ulaşabileceği seviyeden uzaktadır. (●) İnternet ağı, bilgiye ulaşmayı daha hızlı ve daha kolay bir hale sokmuştur. (●) Dijital çağ, kendi okurlarını da yaratmıştır. (●) Var olan yayıncılık düzeni, yapısındaki durgunlukla kültür hayatını da durgunlaştırmaktadır. (●) Pek çok yazar, eserlerini yayınlayıp okuyucuya ulaşamadığı gibi, ulaşsa bile emeklerinin karşılığını çoğu zaman alamamaktadır. Bu şartlar altında, yeni bir yayıncılık düzenine geçilmelidir. Bu yeni yayıncılık düzeni, aşağıda detaylandıracağım şu ilkelere dayanmalıdır: 1. Açık erişim, etkileşimli üretim Kitap içerikleri her okurun erişebileceği şekilde açık olmalıdır. Kitabın şekillenmesi “baskı” ile bitmemeli. Okurlar kitap içeriklerinin düzenlenmesinde etkileşimli olarak rol almalılardır. (●) Teknoloji bilgi üretim ve paylaşım süreçlerini hızlı bir hale sokmuştur. Klasik yayıncılık düzeni ve basılı kitaplar bu hıza ayak uyduramamaktadır. (●) Saçma sapan düşünceler teknoloji ile özgürce ve hızla yayılırken, değerli bilgiler basılı kitaplara mahkûm kalmaktadır. (●) Yüksek kitap fiyatları yüzünden, kitap satın alamayan okuyucu kitaplara zaten ulaşamayacaktır. (●) İyi bir düzenlemeden geçmeyen kitaplar büyük yanlışlarla basılabilmektedir. Eğer herkese “Açık Erişim” sağlanırsa yanlışların okurlar tarafından etkileşimli olarak düzeltilmesi mümkün olabilecektir. Bu sayede, canlı, çok daha sağlam ve zengin eserler ortaya çıkacaktır. (●) Klasik yayıncılık anlayışı ile yayımlanma şansı bulunmayan pek çok eser de yayımlanabilecek, yayımlanan kitap sayısı artacak. Yayıncılar eserleri geri çevirmek zorunda kalmayacaktır. (Yayınevleri dışında kendi kitabını yayınlamak isteyen kişiler için “açık erişim” sağlayan “sanal dağıtım şirketleri” de oluşturulabilir.) (●) Hali hazırda zaten birçok kitabın içeriği internet ortamında yasal ve korsan olarak açık erişimlidir. Buna rağmen, hâlâ okurlar basılı kitapları satın almaktadır. (●) Açık erişim, eserin yalnızca yurtiçinde değil yurtdışındaki okurlara da hızlı bir şekilde hitap etmesini sağlayacaktır. Yurtdışından okurlar, dilimizi bilmeseler bile, her gün daha da gelişen çeviri araçları ile eserlerin içerikleri hakkında detaylıca bilgi sahibi olabilecekler, eserlerin daha çok insana ulaşması ve etki alanının genişlemesi böylece mümkün olabilecektir. (●) Yeni neslin birçoğu çeşitli sebeplerle basılı kitap okumamaktadır. Ancak akıllı cihazlara da erişimleri bulunmaktadır ve hemen hepsi dijital çağın okurları olmuşlardır. Kitap içerikleri tamamen açık erişimli hale gelirse, bu kitleye ulaşılabilecektir. (Wattpad gibi uygulamalar bunu biraz da olsa başarmıştır.) (●) Açık erişim yaygın hale gelirse, düzenli okurlar evlerinde kitapları saklamak, evlerinin bir bölümünü kitaplık olarak ayırmak zorunda kalmayacaklardır. 2.Talep üzerine baskı Basılı kitapların üretiminde, “Talep üzerine baskı” ilkesi esas alınmalıdır. Talep üzerine baskıya yönelik işlem ve teknolojiler ağırlık kazanmalıdır. (●) Basılı kitapların hammaddesi kâğıt oldukça pahalı bir hale gelmiştir. Kâğıt, içerik olarak boş, depolarda çürüyecek eserler basarak israf edilmemelidir. (●) Kâğıt, bizzat okur tarafından seçilen, nitelikli eserler için kullanılmalı ve her kitaptan binlerce basılması anlamsızlığına son verilmelidir. (●) Talep üzerine baskı teknolojileri, okura esneklik tanıyacak şekilde geliştirilmelidir. Okuyucu kitabın boyut, sayfa düzeni ve cilt tipi gibi unsurlarını kendi belirleyebilmelidir. Bu sayede okurun tam istediği biçimde üretim yapılabilir. (●) Her okurun ücretini ödeyerek, açık erişimli kitabın tamamını veya bir bölümünü kendi imkânlarıyla basmasına olanak sağlayacak teknolojiler de geliştirilmelidir. (Bu tip okur baskılarında sayfalara “okur adı”, “basım tarihi” gibi bilgiler kodlanarak, basılacak eser nüshası okura lisanslanabilir.) (●) Kitaplar, açık erişimli olacağı için büyük ölçüde “korsan basım” beklenmemektedir. Ancak gene de tarama ve baskı cihazları korsan baskılara karşı koyacak şekilde geliştirilebilir. 3. Basılı kitap üretimine bağlı olmayan gelir modeli Klasik model, fiziksel sınırlarından ötürü büyümeye elverişli değildir. Gelir modeli, sadece basılı kitapların üretimi ve satışına dayanmamalıdır. (●) İçeriğin açık olması ondan gelir elde edilemeyeceği anlamını taşımamaktadır. İçeriği açık, pek çok yayın gelir elde edebiliyorken, kitaplar da eder. Bundan kuşku duyulmamalıdır. Hatta yurtiçinde ve yurtdışında daha çok kişi içeriğe erişebileceği için daha çok gelir elde edilebilecektir. (●) Eğer eserler, açık erişimli hale gelip, daha çok kişi tarafından erişilebilir hale gelirse, hatırı sayılır bir reklâm-ilan pazarı oluşabilecektir. Kitapların açık erişimli olarak bulunduğu ortamlara, okuyucuların sık baktığı sayfalara, reklâmlar alınabilecektir. Teknolojiler hâlihazırda buna uygun görünüyor. Tabi isteyen kitaplarını “reklâmsız” da yayımlayabilir. (●) Okurlar, yazarlar ve yayıncılarla canlı bir iletişim ve etkileşim halinde bulunacağı için kitle desteği modelleri de uygulanabilecektir. Yazar veya yayıncı yayımlamak istedikleri eserler için okuyuculardan destek de talep edebilecektir. (●) Yazar veya editör ile eser hakkında doğrudan fikir alışverişinde bulunmak, ücretlendirilebilecektir. ( Elbette kitle desteği sonucu ortaya çıkan eserler, herkesi tatmin etmeyebilir. Doğrudan fikir alışverişi konusunun da suiistimal edilmesi ihtimali vardır. Ancak bu durumların sürekli olacağını sanmıyorum. Zamanla işini iyi yapanların kalıcı olacağını düşünüyorum. ) (●) Açık erişimli eserler büyük bir kitle tarafından tüketileceği için, bu tüketim sırasında büyük bir veri de oluşacaktır. Kimin, hangi eserin hangi sayfasına kadar okuduğu, hangi eseri yarıda bıraktığı, nasıl bir ortamda, nasıl bir müzikle okuduğu, gibi kullanım verileri, okurların da rızası ile yazar adaylarına kılavuzluk etmesi için pazarlanabilir. (●) Eserler açık erişimli olacağı için, daha çok kişi erişecek ve klasik yayıncılık anlayışı ile ön plana çıkamayacak eserler daha büyük kitlelerin beğenisini kazanabilecektir. Böylelikle bu eserlerin başka dallara uyarlama yapılabilme ve bu uyarlamalardan gelir elde edilebilme ihtimali de önemli ölçüde artacaktır. (●) Eserin tamamı veya bir kısmı, dünyanın her yerinde, her zaman ücreti karşılığı okura lisanslı olarak basılabileceği için, kitabın baskısı olmasa bile, kitap okurlarınca basıldıkça kazandırabilecektir. Ayrıca dünyanın herhangi bir yerindeki bir kitapçı elinde olmayan bir kitabı, ücretini ödeyerek basabilecektir. Bu yolla basılan kitapların sahiplerine ilişkin bilgiler üzerlerindeki koda işlenebilir. Kitap el değiştirdikçe, kitabın eski sahibi, kitabı elinden çıkardığını; yeni sahibi ise kendi bilgilerini koda işleyebilir. Kodsuz veya kod bilgileri çoklu ve çelişkili nüshalar korsan kabul edilebilir. ( Zaten daha önce de söylediğim gibi eserler “açık erişimli” olacağı için yaygın bir korsan yayıncılık olmasını beklemiyorum. ) (Klasik yayıncılık ile ilgili gelirleri ayrıca saymayı gerekli bulmuyorum.) 4.Nitelikli hızlı üretim, canlı kültür hayatı (●) Açık Erişim ile kitapların üretimi fiziksel sınırlardan kurtulacak. Eserlerde hem niceliksel hem de niteliksel olarak artış sağlanacaktır. (●) Klasik yayıncılık modeli ile yayımlanma şansı bulamayacak eserler çok geniş kitlelere ulaşabilecektir. Dijital çağın okurları yakalanacaktır. (●) Okurlar istedikleri eserlere, istedikleri yerden, istedikleri şekilde hızlıca ulaşabilecek, eserlerin üretimine katkı sağlayabilecektir. (●) Okur-yazar-yayıncı etkileşimi ile daha canlı ve daha sağlıklı bir kültür hayatı başlatılabilecektir. (●) Yayıncılıktan elde edilen gelirler artacak, basılı kopyaların satışına bağlı olmayacaktır. (●) Tonlarca kâğıdın israfının önüne geçilecek, basılı kitapların depolama, dağıtım gibi masrafları hafifleyecektir. (●) Herkes ücretini ödeyerek uzaktan kitapların basımını gerçekleştirebilecek, korsan basımlar da tarihe karışacaktır. Davut SAKALLI
1
23
302 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Kuyucaklı Yusuf" romanı, 2. Meşrutiyet döneminde geçiyor.  Bu ayrıntıyı kaçıran, Sabahattin Ali'nin metaforlarla anlatmak istediğini çok iyi anlayamayabilir. Yazar aslında  dönemi, Anadolu Türk'ünün olayların akışında sürüklenirken, kendi kaderine sahip olmasını, aziz vatanı düşmüşken bile düşman elinde bırakmamasını, bilinçlenip eski esir (teba) hayatını geride bırakıp yeni bir kişi, "cumhuriyet yurttaşı" olmasının hikayesini anlatıyor bir bakıma. (SPOİLER) Yusuf; olayların akışında kaybolup giden saf "Türk"ü temsil ediyor. Kaymakam Salahattin; "Hasta Adam" Osmanlı devletini temsil ediyor. Ölümü ile felaketler başlıyor. Ali; halka (Yusuf'a) doğru yolu gösteren ancak olayların akışına yenik düşen Jöntürkleri temsil ediyor. Şahinde; Soysuzlaşan kendi konforu dışında birşey düşünemeyen Osmanlı Saltanatı ve çevresini temsil ediyor. Kaymakam İzzet bey; Osmanlı'nın ölümü ile Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmeye koyulan emperyalist güçleri, düşmanları temsil ediyor. Hilmi, Şakir bey ve bunun gibiler; Türk Vatanını, ülkesini felakete sürükleyenler, düşmanlarca paylaşılmasına ses çıkarmayanlar; beceriksiz yöneticiler, vatan hainleri ve "mandacıları" temsil ediyor. Muazzez: Acılar içinde kıvranan "aziz" vatanı temsil ediyor. Yusuf (Türk)  olayların akışına kapılıp giden, Muazzez'i (Aziz Vatanı)  kaybetmek üzereyken, tüm saflığına rağmen, onu düşmanlarının eline bırakmaz. Kendisine verilen rolü reddederek, bilinçlenerek yeni bir Yusuf (Türk) olur. Tüm zorluklara rağmen. Romanın sonunda eski (esir, teba) hayatını geride bırakır. Acı da olsa kopuşu sağlar. Kendi kaderini eline alır.
Kuyucaklı Yusuf
8.5/10
· 118,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
"SARAY - Seferler başarısızlıkla sonuçlanıp da ganimet sağlanamayınca hazine boşalır. Ayarı düşük akçe basmaksa, devletle kendi görevlileri ve devletle halk arasında anlaşmazlıklara yol açar. Eşya fiyatları yükseldikçe değeri düşer paranın. Sürekli lâle eğlenceleri, helva sohbetleri, görkemli elçi davetleri, parlak sünnet düğünleri, ancak yeni yeni vergiler konmasıyla mümkün olur. Hele Doğu seferleri için üst üste konulan seferî vergiler tuz biber eker. Anadolu'da geçim kaynağı kuruyanlar İstanbul'a aktıkça büyük şehirdeki işsiz sayısı artar durmadan. Ve ülkeyi yöneten saraya karşı düşmanlar çoğalır. Sefahatle orantılı olarak sefalet de büyüyünce ahlâk bağları zayıflar, genel cümbüşe ayak uyduramayan aileler dağılır bu yüzden. (...)"
2
296 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Fatih döneminden başlayarak, Osmanlı yükseliş, duraklama ve gerileme dönemini anlatan 8 bölümlük dizi film senaryosu. Eser, Tanzimatın ilanı ile son buluyor. Bu dönemde kullanılan Topkapı sarayı, bir anlatıcı olarak kişileştirilmiş.  İnternette okuduğuma göre yazarın tarihi oyunlarının senaryolaştırılmış şekli imiş. Oyunları okumadığım için bilemiyorum.  Yazılmış pek çok film senaryosunun akıbeti çekilememek. Belki de o dönem, Osmanlı hanedanını olduğu gibi, tüm çocukluklarıyla, ülkeyi içine düşürdükleri rezillikleriyle resmetmek bazılarının işine gelmeyecekti. Bilemiyorum. En azından kitaba basılma şansı bulmuş. Kendisinden sonra gelen eserlere de esin kaynağı olduğunu okurken çokça sezdim. Çekilmemiş olsa da seyretmiş gibi oldum. Şubat ayında 90 yaşına girecek olan yazara uzun ömürler diliyorum.
Topkapı
10.0/10
· 4 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1