kitabı bitirdikten sonra gökkuşağı kusmuş olabilirim. öylesine yapay bir iyimserlik mevcuttu ki, psikolojim bozulmuş bile olabilir, emin değilim.
ne istediğini bilmeyen, birisi ipimi çekse de o tarafa doğru şöyle bir çekilsem diye bekleyen, çekilmeye başladığında da çekeni heveslendirip ardından da hevesini kursağında bırakan baş karakterimiz Nora, bencil ve oldukça da şımarıktır. neredeyse her alanda bir yeteneği olup daha sonrasında saçma sapan bahaneler ile o konuda ilerme kaydetmeyi reddettmiş, kendine has bir hayali dahi olmayan, başkalarının onun için oluşturduğu hayali, kendi hayaliymişcesine sahiplenmeye çalışıp bocalamıştır. bu sırada da ona eşlik edecek şahsiyetleri de yarı yolda bırakıp, sözünden dönününce yediği tripleri ve bozulan arkadaşlıklarını da kendine birer duygu sömürüsü haline getirmiştir.
herkeslerin neden bu kadar ayılıp bayıldığını çözememiş olup kendine motivasyon konuşmacı adı veren şarlatanlar tarafından da aşağı yukarı aynı hisleri uyandıracak ucuz bir konuşma dinleyebilirlerdi. kitabı bir başkasından alıp okuduğum ve cebimden para çıkmadığı için gerçekten mutluyum, yoksa kafamı duvarlara vurmam kaçınılmaz olurdu.
şahsi fikrime gelecek olursak da: kitaptaki duygular gerçekten yapay, vermek istenilen mesaj fazlasıyla zorlama, sıkıcı ve bir hayli de boştu. elimizdekilerin kıymetini bilmeli, sabırlı olup hayatın bize getireceği güzellikleri beklemeliyiz fikrini tamamen bir fakir avuntusu olarak gördüğümden olsa gerek hayatın insanın yüzüne çarptığı acı gerçekler ile yüzleşmeyi öğrenmek gerek —baş karakter Nora, öğrenmeyi redden otuzlarına gelmiş, olgunluktan uzak, birisi onu hep teskin etsin isteyen, daha önce de belirttiğim gibi şımarık, başkalarının sorunları ile hiç ilgilenmeyip sadece kendi derdi konuşulsun isteyen bencil birisi. kendisini okurken gerçekten sinir oldum, kütüphaneye gitmeden önce bu denli depresif, melankolik takılırken kütüphaneden sonra hop, tek boynuzlu atıyla oradan oraya koşturup insanların üstüne sim fırlatan, zorlama bir optimist oluverdi. şimdi buna karakter gelişimi diyebilir miyiz? ben diyemem.
başka sinir olduğum nokta ise, gerçekten sevilmek sayılmak istiyorsan ve sonunda anlayabildiğin hayalin de mutlu ve huzurlu olmaksa, hazır da zaten kavuşmuş olduğun o son yolculuğunda kalsaydın ya; seni seven ve sana sadık bir eş, tatlı bir çocuk, geçim sıkıntısı çektirmeyip keyfi olarak devam ettirdiğin işin, mutlu ve hayatta olan kardeşin vardı, dertsiz başına illa bir dert edinmeye çalıştığın için bu sefer de çocuğunun kendinin değil de kendine ait başka bir versiyonundan olmasına takıldın. gerçekten anlaması güç, insanın sabırını sınayan, üzerinde hiç durulmamış, şipşak iki dakika da oluşturulup piyasa sürülmüş bir karakterdi.
harika bir konu ancak bu kadar ucuz, uğraşılmamış bir karakter ve olaylarla hiç edilebilirdi, buradan da yazarını tebrik etmek gerek.