Mekanik Bir Saadet Vaadi
Ruhun derin sularında kopan fırtınaları dindirmek yerine, o suları tamamen kurutmayı vaat ediyorlar. Acının bilgeliğinden kaçan, kederin insanı olgunlaştıran ateşinden korkan, neşeyi ise sadece geçici bir ekran parıltısında arayan bir nesil tasarlanıyor.
Bu yeni dünya düzeninde; empati bir zafiyet, hüzün bir arıza, derin bir tefekkür ise sistemin akışını bozan bir hata olarak kodlanıyor. İnsan, kendi trajedisine bile bir yabancı gibi bakmaya zorlanıyor; çünkü hissetmek, sormayı; sormak ise itiraz etmeyi beraberinde getirir.
Kalbin Dijital Kuşatması
Duygularımız, algoritmaların dar kalıplarına hapsediliyor. Beğenilerle şişirilen egoların arkasında, aslında koca bir hiçlik ve derin bir yalnızlık büyütülüyor. Bir başkasının acısına "erişmek" sadece bir parmak hareketi kadar yakınken, o acıyı yürekte duymak fersah fersah uzaklaştırılıyor.
Ekranların soğuk ışığı, gözlerimizdeki o feri çalarken; ruhun penceresi olan bakışlar, manayı değil sadece formu kovalayan birer optik aygıta dönüşüyor. Tepki vermemiz beklenen her şey birer "içerik" haline getiriliyor; sevda bir veri paketine, yas ise bir profil güncellemesine indirgeniyor.
İnsan Kalma Direnişi
Fakat bilinmelidir ki; insanı insan kılan, et ve kemikten ziyade, o tarif edilemez sızılardır. Bir şiirin mısrasında boğazın düğümlenmesi, bir gün batımında hissedilen o adsız özlem, haksızlık karşısında damarlarda dolaşan o asil öfke; işte bunlar, sistemin asla kopyalayamayacağı, ele geçiremeyeceği son kalelerimizdir.
Hissizleşmek, varoluşun en temel yasasına ihanet etmektir. Tasarlanan bu donukluğa karşı en büyük devrim, aşkla hissetmeye devam etmektir.
___ /Güven Taşdemir