Gönderi

Aşkla hissetmek
​Mekanik Bir Saadet Vaadi ​Ruhun derin sularında kopan fırtınaları dindirmek yerine, o suları tamamen kurutmayı vaat ediyorlar. Acının bilgeliğinden kaçan, kederin insanı olgunlaştıran ateşinden korkan, neşeyi ise sadece geçici bir ekran parıltısında arayan bir nesil tasarlanıyor. Bu yeni dünya düzeninde; empati bir zafiyet, hüzün bir arıza, derin bir tefekkür ise sistemin akışını bozan bir hata olarak kodlanıyor. İnsan, kendi trajedisine bile bir yabancı gibi bakmaya zorlanıyor; çünkü hissetmek, sormayı; sormak ise itiraz etmeyi beraberinde getirir. ​Kalbin Dijital Kuşatması ​Duygularımız, algoritmaların dar kalıplarına hapsediliyor. Beğenilerle şişirilen egoların arkasında, aslında koca bir hiçlik ve derin bir yalnızlık büyütülüyor. Bir başkasının acısına "erişmek" sadece bir parmak hareketi kadar yakınken, o acıyı yürekte duymak fersah fersah uzaklaştırılıyor. Ekranların soğuk ışığı, gözlerimizdeki o feri çalarken; ruhun penceresi olan bakışlar, manayı değil sadece formu kovalayan birer optik aygıta dönüşüyor. Tepki vermemiz beklenen her şey birer "içerik" haline getiriliyor; sevda bir veri paketine, yas ise bir profil güncellemesine indirgeniyor. ​İnsan Kalma Direnişi ​Fakat bilinmelidir ki; insanı insan kılan, et ve kemikten ziyade, o tarif edilemez sızılardır. Bir şiirin mısrasında boğazın düğümlenmesi, bir gün batımında hissedilen o adsız özlem, haksızlık karşısında damarlarda dolaşan o asil öfke; işte bunlar, sistemin asla kopyalayamayacağı, ele geçiremeyeceği son kalelerimizdir. Hissizleşmek, varoluşun en temel yasasına ihanet etmektir. Tasarlanan bu donukluğa karşı en büyük devrim, aşkla hissetmeye devam etmektir. ___ /Güven Taşdemir
·
11 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.