Bazı kitaplar hacim olarak incedir ama insanın içinde ağır bir yankı bırakır. “Annem Babam ve Ben” tam da böyle bir eser. İrfan Yalçın, bir çocuğun gözünden anlatılan bu hikâyede yoksulluğun yalnızca ekonomik bir durum değil, aynı zamanda ruhsal bir iklim olduğunu gösteriyor.
Romanın merkezinde; hastalığı nedeniyle yatağa mahkûm edilmiş bir baba, hayatın yükü altında silikleşmiş bir anne ve bütün bu dünyanın ortasında olup bitenleri anlamaya çalışan bir çocuk vardır. Bu küçük evde sadece insanlar değil, kaygı, yoksulluk ve sessizlik de birlikte yaşar. Anlatıcı çocuk, gördüklerini büyük bir sadelikle aktarırken okur da bu evin kapısından içeri girer ve o ağır atmosferi hisseder. 
İrfan Yalçın’ın dili yalın ama etkileyicidir.
Büyük cümlelerle değil, küçük ayrıntılarla kurar hikâyesini. Kömür trenlerinin geçtiği isli bir şehir, savaşın gölgesi ve yoksul bir sokak…
Bütün bu arka plan, ailenin dramını daha da görünür kılar. Yazarın başarısı da burada ortaya çıkar: Okura büyük olaylar değil, küçük hayatların derin acısını gösterir.
Bu romanı okurken insan, çocukluk denen şeyin her zaman masum ve neşeli olmadığını anlıyor.
Bazen çocukluk; yoksulluğun, hastalığın ve çaresizliğin ortasında büyümek demektir. “Annem Babam ve Ben”, tam da bu yüzden kısa ama unutulmaz bir metin.
Okuru sarsan ama aynı zamanda insanı derinden düşündüren bir roman.