7/10
·333 syf.··
2026 61. kitabı
Bir Kuleli Hikayesi #okudumbitti Bitince kapağını kapatıp hemen başka bir şeye geçemediğim kitaplardan oldu. Çünkü okurken sadece bir “yarım kalmış aşk” okumuyorsun; yıllar boyunca içine atılmış cümleleri, susarak taşınmış vicdan yükünü, bir ülkenin belleğinde iz bırakan kırılmaları da karakterlerle birlikte yürüyorsun. Hikâyenin kalbinde Mustafa var: Kuleli’de okuduğu yıllarda, akasya kokulu bir yazın içine düşen o ilk, masum aşk… Ama bu masumiyetin üstüne bir anda kapanan bir karanlık var: darbe gölgesi, kayboluşlar, açıklamasız gidişler. Akasya’nın bir gün “yok” olması, Mustafa’nın hayatında bir boşluk değil, sanki hiç kabuk bağlamayan bir yara gibi kalıyor. Yazarın en iyi yaptığı şey de bence bu: kaybı dramatize edip süslemek yerine, kaybın gündelik hayatta nasıl taşındığını gösteriyor. Yıllar geçiyor, hayat devam ediyor ama insanın içinde bir yer “orası” hep aynı kalıyor. Günümüze geldiğimizde Beyoğlu’ndaki sahaf dükkânı, romanın duygusunu çok güzel taşıyan bir mekâna dönüşüyor. Tozlu sayfalar, eski kitaplar, raf aralarında biriken hatıralar… Ve sonra o fotoğraf. Çok basit bir nesne gibi duruyor ama bir anda yılların üstünü örttüğü her şeyi kaldırıp masanın üstüne koyuyor. İşte burada tempo da yükseliyor: Mustafa’nın iki eski dostuyla tekrar bir araya gelişi, kızı Zeynep’in (gazeteci refleksiyle) işin içine girip daha geniş bir çerçeve açması, İstanbul’un farklı yüzlerinde iz sürmeleri… Bu kısım, “polisiye” tadı vermeden merakı diri tutuyor. Ben en çok buna şaşırdım: Hem duygu yoğun hem de sayfalar akıyor. Romanın bir diğer güçlü tarafı, yakın tarihle kurduğu ilişki. Dönemi “arka plan dekoru” gibi kullanmıyor; karakterlerin kararlarına, korkularına, suskunluklarına doğrudan etki eden bir iklim olarak hissettiriyor. O yüzden Mustafa’nın yaşadığı iç savaş daha anlamlı geliyor: aşk mı, görev bilinci mi, vicdan mı, sadakat mi? Bazı soruların “doğru” cevabı yok; sadece bedeli var. Kitap bunu sakince ama net bir şekilde anlatıyor. Akasya karakterine gelince… Onu tek bir kalıba sıkıştırmıyor. “Giden” insanın da bir hikâyesi olduğunu, bazen bir kaçışın bile “korumak” niyetiyle seçildiğini ama geride kalan için bunun nasıl bir ömre yayılan yıkıma dönüşebildiğini düşündürüyor. Ben okurken sık sık şu duyguya yakalandım: Bazı aşklar bitmiyor; biçim değiştiriyor. Ve bazen kavuşmak, hayal ettiğin şeye ulaşmak değil; gerçekle yüzleşmek oluyor. Duygusu güçlü ama ajitasyona kaçmayan, merakı canlı tutan, İstanbul’un sokaklarını ve Türkiye’nin yakın dönem kırılmalarını insan hikâyesinin içine yediren romanları sevenlere gönül rahatlığıyla öneririm. #birKuleliHikayesi #ogunburakaydinir #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri
Bir Kuleli HikâyesiOgün Burak Aydıner · İkinci Adam Yayınları · 202524 okunma
·
30 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.