Mart’ın Doğusu #okudumbitti
Bitince sadece “konu neydi?” değil, “ben neyi erteliyorum?” diye de düşünmeye başladım.
Mart’ın hikâyesi aslında hepimizin çok iyi bildiği bir yerden açılıyor: düzen var, akış var, dışarıdan bakınca “normal” görünen bir hayat var… ama içerde küçük bir boşluk da var. Sonra bir anda, hiç hazırlıklı değilken gelen o soru… Hani bazen biri tek bir cümle kurar ve senin içinde uzun zamandır sessiz duran bir yer uyanır ya; Mart’ın yolculuğu tam olarak o yerden başlıyor.
Yazar “anlam arayışı” gibi ağır bir meseleyi, bunaltmadan, didaktikleşmeden anlatıyor. Bir yandan gülümsüyorsun, bir yandan içini hafif bir hüzün yokluyor. Mart yola çıktıkça karşısına çıkan insanlar (ve o yolun sürprizleri) okuru da beraberinde taşıyor. Yol sadece bir yerden bir yere gitmek değil; insanın kendine yaklaştığı bir alan.
Birini tanıyorsun, bir şey yaşıyorsun, küçük bir an birden büyüyor ve sende iz bırakıyor. Kitap da böyle ilerliyor; sahneler geçip gitmiyor, insanda bir “iz” bırakıyor. Üstelik yazarın dili çok akıcı—benim için sayfalar gerçekten hızlı aktı.
Yazardan okuduğum ilk kitaptı ve şunu net söyleyebilirim: Kalemine bayıldım. Hem samimi hem de okuru içeri alan bir anlatımı var. “Ben şimdi bunu niye bu kadar içselleştirdim?” dediğim yerler oldu. Final kısmında ise (spoiler vermeyeyim) kitabın o iç sorgusunu bir anda büyüten, uzun süre akılda kalan bir duygu bıraktı bende.
Bir de bu kitabı kitapfisiltisi sevtap ’ın önerisiyle #terskargaylaokuyoruz grubumuzla beraber okumak ayrı güzeldi. Çünkü böyle kitaplar okunduktan sonra insanın konuşası geliyor; herkesin hayata yüklediği “anlam” başka ya… Bu da kitabı daha da kıymetli yaptı benim için.
Eğer sen de arada “tamam da ben nereye gidiyorum?” diye içinden geçiriyorsan, hem yol hikâyelerini seviyor hem de
Kılıf #okudumbitti
Masal’ın derdi yalnızca geçmişle değil; geçmişin bugüne sızan gölgesiyle… Çocukluktan kalan o eksik parça, terk edilme korkusu, “güvende olayım da nasıl olursa olsun” diye kurulan seçimler… Hepsi birikip insanın üstüne giydiği görünmez bir kabuk haline geliyor.
Masal’ın yıllardır tuttuğu evlilik, dışarıdan bakınca “düzen” gibi dururken; içeride bambaşka bir yalnızlığın sesi var. Ne dramatize ediyor, ne de okura “şöyle düşün” diye zorla bir yerden tutuyor. O “kılıf” fikri o kadar yerli yerine oturuyor ki, bir süre sonra insan ister istemez kendi hayatındaki kılıfları yokluyor… Neyi korumak için saklıyorum? Neyi sakladıkça büyütüyorum? diye.
Ve sonra o röportaj… Hikâyenin yönünü değiştiren şey aslında bir olaydan çok, bir kapı aralığı gibi. Geçmiş bir anda geri dönünce, herkesin zamanı başka türlü akmaya başlıyor. Kırgınlıkların, pişmanlıkların, yarım kalmış cümlelerin “bitmediğini” ama bitirilebileceğini görmek; kitabın duygusunu daha da yoğunlaştırdı.
Yazardan okuduğum ilk kitaptı. Kalemi çok içten, çok akıcı ve duyguyu sahici kuruyor. Karakterlerin kusurları var; bu da onları daha gerçek yapıyor. Bazı anlarda Masal’a kızdım, bazı anlarda sarılıp “tamam” demek istedim… İyileşmek bazen “kopup gitmek” değil; kökünü görüp, orayı onarmayı seçmek.
Eğer siz de “ben aslında neyin arkasına saklanıyorum?” sorusunu kendinize sormaya hazırsanız, Kılıf tam zamanında bir okuma olabilir.
@emeloda
@mumkunkitap
#kılıf #bookstagramturkey #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri