Yeni bir Arkadya güzelliği ile hepinize merhaba.
Macaristan’da henüz çocuk sayılacak yaşta olan Nora ve Arina’nın hayatı, savaşın başlamasıyla bambaşka bir yöne savrulur ve kendilerini Nazi kamplarının acımasız gerçekliğiyle baş başa bulurlar. Çok geçmeden yolları Auschwitz kampına düşer. Kampta Dr. Mengele’nin ikizler üzerinde yaptığı insanlık dışı deneylerle karşı karşıya kalırlar. İkizlerden herhangi birinde farklı bir durum varsa, deneyler çoğunlukla onun üzerinde yapılır. Nora da doğuştan kekeme olduğu için bu acımasız deneylerin hedefi olur ve korkunç bir ameliyat geçirmek zorunda kalır. Yapılan bu ameliyat Nora’nın sağlıklı bedenine büyük zarar verir yürüyemez hale gelir ve konuşması daha da geriler.Aslında bu durum yalnızca Nora’ya özgü değildir. Kamptaki diğer ikiz çocuklarda aynı kaderi paylaşır kimisi sakat kalır, kimisi ise bu korkunç deneylerden sağ çıkamaz.Nora’nın geçirdiği ameliyattan sonra kader onları birbirinden ayırır. Nora Fransa’daki bir yetimhaneye gönderilirken, Arina ise Amerika’daki bir yetimhaneye gider. Hayatta olup olmadıklarını bile bilmeden, ikisi de birbirinden habersiz hayatlarına devam eder. Peki kader, birbirinden koparılan bu iki kardeşi yeniden bir araya getirebilecek mi dersiniz?
Kitabı ikizlerin ağzından sırayla okuyoruz. Hem şimdiki zamanı hem de savaşın ilk patlak verdiği dönemi okuyarak ilerliyoruz. Bu detay benim oldukça hoşuma gitti. Okur olarak beni hikâyeye daha çok bağladı.Şimdi gelelim kitap hakkındaki genel düşünceme… Kitabı genel itibarıyla sevdim. Çünkü gerçek olaylardan esinlenen bu hikâye yalnızca savaşın acımasız yüzünü değil sevginin, bağlılığın ve umudun ne kadar güçlü olabileceğini de hatırlatıyor. Verilmek istenen mesajın oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
İnsanın içini sızlatan, yer yer yürek burkan ama aynı zamanda umut da veren güçlü bir kardeşlik hikâyesiydi.
Genel itibarıyla başları biraz ağır ilerlese de sonrasında okuyucuyu tatmin eden bir hikâyeydi. Ben sevdim, siz kitapsever arkadaşlarıma da bu güzelliği tavsiye ederim.