Antoine de Saint-Exupéry, Fransız yazar ve pilottur. Hayatının büyük bir bölümünü gökyüzünde geçirmiş, insanın yalnızlığına, dünyaya ve varoluşa dair düşüncelerini eserlerine yansıtmıştır. Küçük Prens ise onun en bilinen ve en çok okunan eseridir.
Bu kitabı yıllar önce okumuştum. O zaman sevmiş olsam da bugün yeniden okurken fark ettim ki aslında o dönem kitabın derinliğini tam olarak anlayamamışım. Çünkü bu kitap her okunduğunda yeni anlamlar açan bir eser. Her yaşta farklı bir kapı aralıyor.
İlk bakışta bir çocuk hikâyesi gibi görünse de aslında çocuklara değil, içindeki çocuğu hâlâ kaybetmemiş yetişkinlere yazılmış bir kitap. Bu yüzden her okuduğunuzda kendi hayatınızdan, kendi düşüncelerinizden bir parça bulabiliyorsunuz.
Kitabın merkezinde yer alan Küçük Prens, aslında insanın içindeki saf bilinci temsil ediyor. Dünyaya şaşkınlıkla bakabilen, sürekli sorular soran ve her şeyi mantıkla değil kalbiyle anlamaya çalışan bir karakter. Onun karşısında ise yetişkinler var; sayılara, güce, sahip olmaya ve statüye takılmış insanlar. Kitabı okurken insan kendine şu soruyu sormadan edemiyor: Ben hâlâ küçük prens gibi düşünebiliyor muyum, yoksa yetişkinlerin dünyasına mı kapıldım?
Küçük prensin gezegeninde bulunan baobab ağaçları ise içimizde büyüyen küçük ama tehlikeli şeyleri sembolize ediyor. Küçükken temizlenmeyen kötü alışkanlıklar, ihmal edilen sorunlar ve fark edilmeyen problemler zamanla büyüyerek hayatı ele geçirebilir. Yazar burada aslında hayatın çok önemli bir gerçeğini hatırlatıyor: küçük sorunlar zamanında fark edilmezse büyüyüp kontrol edilemez hale gelir.
Kitaptaki en dokunaklı sembollerden biri de gül. Gül; sevdiğimiz insanı, kırılganlığı ve sevginin getirdiği sorumluluğu temsil ediyor. Bazen kaprisli, bazen kırılgan ama yine de vazgeçemediğimiz biri gibi. Küçük prensin gülü özel kılan şey aslında ona verdiği emek. Çünkü bu kitap bize şunu söylüyor: Sevdiğin şey, ona verdiğin emek yüzünden değerlidir.
Ve elbette tilki… Kitabın belki de en felsefi karakteri. Tilki bize “evcil kılmak” kavramını anlatır. Bu, birini hayatında eşsiz kılmak demektir. Bağ kurmak, sorumluluk almak ve gerçekten görmek demektir. Tilkinin söylediği o unutulmaz cümle ise kitabın özünü oluşturur:
“İnsan ancak kalbiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Asıl olan gözle görülmez.”
Kitaptaki yıldızlar da farklı insanlar için farklı anlamlar taşır. Bir astronom için bilimsel bir veri, bir iş adamı için sahip olunacak bir şey, küçük prens için ise hatıralar ve sevgi… Bu da bize aynı şeylerin farklı insanlar için bambaşka anlamlara gelebileceğini gösterir.
Küçük prensin yolculuğu sırasında uğradığı gezegenlerdeki yetişkinler ise modern dünyanın bir eleştirisidir. Güç takıntılı bir kral, sürekli onay bekleyen kibirli bir adam, kaçış içinde yaşayan bir ayyaş, sahip olma hırsıyla dolu bir iş adamı, anlamsız rutinlere sıkışmış bir fenerci ve yalnızca teorilerle yaşayan bir coğrafyacı… Hepsi aslında hayatın bir yerinde karşılaşabileceğimiz insan tiplerini temsil eder.
Hikâyenin geçtiği çöl ise yalnızlığı ama aynı zamanda insanın kendini bulma yolculuğunu simgeler. Çölde susuzluk vardır, arayış vardır ve belki de en önemlisi insanın kendisiyle baş başa kalması vardır. Bu yüzden çöl aynı zamanda bir anlam arayışıdır.
Tüm bu sembollerle birlikte düşündüğümüzde Küçük Prens aslında sıradan bir çocuk kitabı değildir. İçinde insanın hayatına, sevgisine, yalnızlığına ve varoluşuna dair derin anlamlar barındırır. Belki de bu yüzden her okunduğunda farklı bir kapı açar.
Bu kitabı okurken bazen hüzünleniyorsunuz, bazen gülümsüyorsunuz ama en önemlisi bir noktada durup düşünüyorsunuz. Çünkü her sayfası insanı kendi iç dünyasına doğru küçük bir yolculuğa çıkarıyor.
Bu yüzden Küçük Prens benim için sadece bir kitap değil; her okunduğunda yeni bir dünyaya açılan bir kapı. Ve belki de bu yüzden bazı kitaplar okunmaz, yaşanır.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021279,8bin okunma