Puan vermedi·232 syf.··Beğendi
· Ah bence Virginia Woolf’un en oyunbaz metniydi. Gerçekten büyülendim.
Daha önce okuduğum Dalgalar, Deniz Feneri ve Kendine Ait Bir Oda’ya göre çok daha anlaşılır, çok daha sade bir metin. Ve Woolf’un dili burada şaşırtacak derecede akıcı.
Metinde çok büyük bir tezat var aslında: Anlatım çok sakin, çok dingin ama anlatımın altında içten içe kabaran coşkulu bir dil de var. Hele ki son bölümlerde bu duygu iyice doruk noktasına ulaşıyor ve o bölümlerde hakikaten çok duygulandım.
Bununla birlikte romandan etkilenmemin nedenlerinden biri de Vita Sackville-West. Woolf ile aralarında çok yakın bir bağ var. Hatta roman yazıldıktan sonra Vita’ya “Bu sana yazılmış en uzun aşk mektubumdur” dediği söylenir. Haliyle bu bilgi romanı okurken beni benden alıyor.
Kitap bir şekilde Türkiye’ye de uzanıyor: İstanbul, tabii o zamanki adıyla Konstantinopolis… Hatta Bursa’nın ulu dağlarının içinden bize selam veriyor. Bu küçük motifler romanın evrensel bir dünyaya açıldığını da gösteriyor.
Ah çok duygulu, çok içli, çok ince… Yaşadığı dönemin çok çok üstünde bir ruh. Bu kadar hassas bir yüreğin cebine taş bağlayıp kendini nehre atmasını da çok görmüyorum. Üstelik bir kez de değil.
Ah edebiyatımızın annesi…
Ne yazsan okurum.